Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs

    We have been found in the places that most avoided. Not by choice. We have not chosen anything so far. That thing we, folks from around here, are not offered that often. Only a few lucky or unlucky ones was offered. I cannot quite discover. Names are not the names, feels are not feels, the ways are not the ways.      Who are to tell everything for a reason? So what about the reasons? Blindfolded events that cause another blindfolded events. Every one of them turns out to be the only one of them yet each one is the exact same way it happened. We have been hugging with the questions again and they do not respond in any exact same ways. Nobody will be able to distinguish between what has been said and what has not been. The ears travelled down to the river and had the time of their lives in the swimming.      We have seen them in the air with their colourful auras, running around the air, with their happy giggles. There was something condescendin...
 Merhaba, Tekrar'a alınmış şarkılarımla geldim yine. Bu beyaz sayfalardan başka bir yer yok dökebileceğim içimdeki alevleri, fırtınaları, heyelanları, depremleri... Hiçbir zaman olmadı. Hiçbir zaman da olmayacak. Kafamın ve kalbimin içindekilerle bir sandığın içerisinde sadece sayfalarla olacağım. Bir daha o sandığın açılmasına izin vermeyeceğim. Hep en zayıf yerlerimden vuruldum. Hep ötekileştirildim. Hep öteki oldum. Hep zor, hep sorunlu. Bir umut belki biri sorunlarımı görürdü, beni onlarla severdi. Bir umut belki biri bütün sorunlu düşüncelerimi alırdı ve ellerinde severdi onları. Bir umut. Bir umut sevgiyle iyileşirdim. Bir umut biri beni etiketlemezdi artık. Bir umut biri beni ötekileştirmezdi.  En son Teoman demişti, "sen korkutucu derecede dengesizsin." Hala saklarım o mesajını. Hatırlatsın bana herkesten uzak durmam gerektiğini diye. İşe yaramadı. Çok denedim, çok uğraştım. Çok denedim. Çoğu insanın içinden çıkamayacağı deliklerin içinden çıktım, yangınların için...

1 November 2025

      Beyaz mıydı gri miydi emin değilim. Bütün sessizliklerin içindeki tek sesin bir kaynağı olması gerekirdi. Sanırım geldiği yeri o da bilmiyordu.      Yine ve yine ve yine ellerimle... Ellerimle anlatıyorum diye mi acaba derdim ellerimle? Yoksa her şeyi kendi ellerimle yaptım algısı mı? Hayır ellerimi seviyorum. Ellerim bütün dertlerimin içinde biriktiği kase gibi. Bütün sorunlarımın, yaşanılanların, huzursuzluklarımın, mutsuzluklarımın içinde biriktiği bir kase.      Bir oyuncak yapacak olsaydım, kumaştan olurdu. Kumaşını dikkatlice dikerdim, gözlerini arardım her yerde, gözleri için hiçbir şeyi beğenmezdim. Bir oyuncak yapacak olsaydım ne yapardım? Bir bebek mi? Oyuncak ayı mı? Ne yapardım sahi bir oyuncak yapacak olsam? Bilmiyorum. Ne yapacak olsam mesela?      Yapacaklarımı sıraya dizdim mi? Numaralandırmam gerekiyor mu? Sağ baştan say hayallerim. Zaten senden bir bok olmaz diyip derse girmediniz değil mi? Suçlayabilir ...
 "Olsun demek de zor artık, çocuk düşlerimiz yok artık" Nasıl bir yerdeyim bilmiyorum. Hangi aşama? Hangi seviye? Bilmiyorum. Nereye gittiğimden de çok emin değilim.  Normali mi bu acaba yoksa ben mi çok vazgeçmiş haldeyim, bilmiyorum mesela. Görmeyen insanlara "ben buradayım" demekten o kadar vazgeçmişim ki.  Ben bir yaz yaşadım, o yazdan beri bütün yaz mevsimlerinden nefret ettim. Çok uzun seneler oldu. Belki 15 sene. Hala değişmedi. Her yaz mevsimi bir tür kötü anı veya deneyim taşıyor.  Dünya'yı da yaz mevsiminde bulup kaybetmiştim. Bir yaz mevsimiydi kendimi polis eşliğinde hastanede bulduğumda.  Belki o kadar kötü değildi bu yaz ama yine sevdiremedi kendini bana. Belki de ne yaşadıysam hem biri beni görsün diye yaşadım. Hep beni göremeyecek insanları seçtim. Babamdan mı kalmıştı bu? Her seferinde kalbim zaten kırılmış yerlerinden tekrar tekrar kırıldı. Bunun için sorumlu tutulacak tek kişi benim. Benim seçimlerim, benim tercihlerim ve benim kapılmak istedi...
 Vomit. Need I to say? Seeping through my ears, nose, mouth somehow cannot form itself. The need is necessary, the need is bountiful, and the need forcing.Yet, it cannot form itself.  Fight. Will never end. No need to emphasise. Burning, like an endless bonfire inside a casket. Yet, it cannot consume. Endless source.  Belonging. On a painting, watercolour. Will talking work? Will it take away shield formed long before I was born? Maybe in a swaddle in a cradle? Soft, cashmere like. Will it work?  Will. Fading away. Each day, a candle light amidst the storm. No questions asked in this atmosphere. Take away relationships. the need again. the Other. Problem. Solution. Freedom. Imprisonment. Fear. Courage. What I see in my eyes. 
      This song.  In the middle of the night and we are walking towards the rocks on the beach. Nothing happens, we just stare each other and enjoy the wind on a summer night.  There is trust, there is love, there is freedom.      This song, reminds me of the freedom.  Somehow we find our way into each other's arms day after day. Watching the stars among the sand, kissing each other while the wind caress our skin. I never forget how we loved each other on that night, alone in the balcony, choosing songs one by one.  Our words embracing each other on the air, they feel familiar, they feel belonged. The sun and the moon were not taking turns during our days, they were existing together. A new form of life, we discovered.  This song, somehow, reminds me of those days.  We tried. We kept all the possibilities on the shelf, tried them one by one. This song reminds me something we had, we lost and we will never have. I will never hav...

Babalar Günü

      Babamla ilgili kafa yormayı bırakalı biraz oldu.  Yetişkin bir kadın haline bürünürken babamla ilgili hislerim zaman içinde sürekli değişti. Şimdi ise olduğu yerde büyük bir öfke var.     Her babalar gününde "Siktir et, düşünme. Senin gerçeğin bu ve kabullen." diyorum hep kendime ama içimin bir tarafında üzülmeyi bırakmayan bir yan var.      Bir babalar gününde kendi babamın beni nelerden mahrum bıraktığını söylemek istedim - Özellikle koşulsuz baba sevgisi. Babamın sevgisi iletişimde olduğumuz zamanlarda bile hep koşulluydu. Sırf onunla konuşabilmeye devam etmek için ihtiyaçlarımdan (maddi- manevi) bahsetmediğim çok zaman oldu. Bazen yeter be o benim babam, ondan yardım istemeyip kimden isteyeceğim dedim ama bu onu hep kaçırdı. Benden uzaklaştırdı.  - Güven duygusu. Kendim dahil hiç kimseye güvenmiyorum. Düşersem beni tutacak hiç kimse yok. Çünkü hiç kimseye düştüğümü söyleyemem. Söylesem de her zaman "sorun değil, ben altınd...

11 Mayıs 2025

     Bilmiyorum ne hissettiğimi. Bilmiyorum, nasıl yaşadığımı, nasıl hayatta kaldığımı ve günüme nasıl devam ettiğimi. Nasıl yenildiğimi de bilmiyorum.     Hep Aysu olmak için verdiğim savaşlarda nasıl yenildiğimi bilmiyorum. Ben bir yere gidemem, ben hep buradayım aslında ama sanki gitmiş gibiyim. Sıradanlaşmak için o kadar uğraştım ki, en sonunda görünmez hale getirdim kendimi. Ama bu bile fazla geliyor bazen. Artık o kadar sıradanlaşmak istiyorum ki kişiliğim hiç kalmasın istiyorum. Dropshipping ile satılan Çin malı bir eşya gibi. Olmak istediğim.     Akıntıya doğru yüzerken daha çok zorlukla karşılaşıyordum. Akıntıya karşı yüzmek bazı şeyleri kolaylaştırdı. Ama vazgeçtiğim ve bıraktığım çok şeyler oldu. Keşke diyorum, keşke aslında olduğum insan bu kadar zor olmasaydı. Keşke Aysu'nun yanında durabilmek zor bir iş olmasaydı.      Çocukluk fotoğraflarıma baktığımda gördüğüm sanki kendim değil de küçük kardeşim, yeğenim, kuzenimmiş gibi...
 En iyi yerlerinden kırılan tüm dallar için tuttuğum yas. Hiç bitmeyecek olan melankoli için. Hiç yürümeyi öğrenemeyecek bebekler için.   Ne zaman başladığını bilemedim bu yasın ben. Neyi kaybettiğimden bile emin değilim. Kaç yaşındaydım. Neredeydim. Nasıl bir yerde varlığım devam ediyordu, saat kaçtı? Bilmiyorum. Tek bildiğim hiç bitmeyen bir yasa bir zamanda varmış olduğumdu. Hiç bitmeyen bir hüzün. Hiç bitmeyen bir karartı. Tüm varlığımı kaplayan ve bütün tişörtlerimin yakasına yapışmış bir melankoliyle buluşmuş olduğum.   Verdiğim savaş mitolojik savaş hikayelerine yakışırdı aslında. Bir tek kahramanın yolculuğu olamazdı ama. Ben kaybeden taraftayım çünkü. İyi ve kötünün sınırlarında gezinmeyen bir savaştı bu ama. Yalnızca kaybeden ve kazanan vardı. Zaten iyi de kötü de hikayenin neresinde durduğunuza göre değişmez miydi?   Yeterince yakın olmazsanız eğer her şeyin çok yolunda olduğunu düşünürsünüz benim için. Bir adım ötede kalırsanız bu kadar vaz...
 Belli ki kırgınım herkese. Bütün heveslerimi kırıldıktan sonra içimden artık gelmeyen şeylere karşı kızmalarına da çok anlam veremiyorum.  Belli ki çok kırgınım herkese. Hiç tahmin etmezdim böyle olacağımı. Senelerce sevgisini ve onayını kazanmak için deli gibi çırpındığım insanlara karşı bu kadar isteksiz olacağım hiç aklıma gelmezdi. Bu kadar kırgın oluşum üzüyor beni.  Terk edilmiş biriyim. O kadar çok terk edildim ki artık hiçbir çaba kucaklamıyor beni. Çok bir çaba gösteren de yok gerçi.  Kendimi çok değersiz hissediyorum. Artık değerimi kanıtlamak için uğraşasım da yok. Değer göreyim de uğraşasım da. Kimseye sarılmak da istemiyorum. Sevilmek de artık çok yabancı.  "Somewhere only we know" değil artık "somewhere only I know".  Ülkeden umudum var hala ama kendimden yana umudum kalmadı. Böyle devam edecek ve bu şekilde görünmez bir şekilde yaşayacağım hayatıma devam edeceğim. Keşke ötenazi burada da kabul görseydi.
       Sudoku'yu bıraktım geldim. Belli ki birikmiş bir şeyler. Ne birikti bilmiyorum. Nehirin ortasındaki o kocaman taşım. Hayat üzerimden ve etrafımdan akıp gidiyor. Sert keskin köşelerimi de yumuşatıyor ama hayatta kalmaya devam edecek kadar kocaman mıyım emin olamıyorum. Gün içerisinde gözlerimi açık tutabilmek bile inanılmaz bir güç istiyor.      Oysa ben bu kadar güç harcamak zorunda kalmadan daha dolu yaşayabileceğim bir hayat inşası ile yanıp tutuşuyorum. Hiç gerçekleşecek mi bilmiyorum. Bildiğim şeylerin arasına saklarım belki. Bilmediğim şeylerden uzakta kalsınlar. Yeterli gelecek kollardan aşağı sarkarlar belki. Belki içlerinden biri ışığı yutar ve kanatlarını ödünç alır İkarus'dan. Yeni yerler keşfedecek enerjiye sahip olmak. Ah, o korunaklı beynimin içinde karıncalar hiç korkuyu göstermeselerdi. Projeksiyon cihazı ile geldiler. Yanlarında büyüteçler ve mikroskoplar da vardı. Gözlerimi kapatmam yasaktı. İzledim. Öğrendim. Ve hiç unutamadım....
 Yorulmuştum. Ellerimde bıraktığım her yaprağın damarlarını yeniden yapmış gibi. Her yoldan geçerken izleri geri takip etmişim gibi. Yorulmuştum. Yorgunum. Ne yaptım da yoruldum? Sanki bütün dünya omuzlarımda gibi. Geçti. Geçti mi? Beynimin içinden çıkabilmek için yalvardığım günlerin sayısı daha ne kadar çoğalacak? Ama sayılarını bilmiyorum. Sayacak farkındalığım bile olmadı. Nerede olduğumu bile algılayamadığım zamanlar. Her şey değersizleşmiş gibi.  Belki de o benimdir. Denemek bile anlamsız. Yazmak bile. Ama yazıyorum işte. Yani. Korkularım hem azaldı hem çoğaldı. Endişelerim de öyle. Kaygılarım. Anlamsızlıklarda bile bazen anlam oluyor ama o çıkan anlamların da değeri kalmamış. Çelişkilerim bile çelişki değil sanki artık. İşte öyle her şey. İşte öyle gibi. Heyecan, amaç, umut, tutku, değer... Bir yerlerde bir şeyler oldu ve ben yine farkına varamadım. Bir yerlerde bir şeyler oldu ve döngü kırıldı. Başka bir döngüye takıldı. Bir yerlerde bir şey oldu yine ve benim kalan bü...
      Yarın doğum günüm. Uzun senelerdir ilk defa "iyi ki doğdun aysucum" diyemiyorum kendime. Sen de  dinlenmeyi hak ediyorsun, sen de zorluklardan uzaklaşmayı hak ediyorsun. Sen de çırpınmayı bırakmayı hak ediyorsun aslında. Ama inanılmaz yorgun, yalnız, ve acınası bir yerde olduğun gerçeğini değiştirmiyor hiçbir şey. Yaştan ötürü mü acaba bu sefer toparlanmakta daha da zorlanıyor oluşum. Gerçi objektif bakarsak aslında daha zor toparlanmıyorum. Sadece mucizevi hızda değil.      Keşke son 8 ayı silebilsem hayatımdan. Keşke hiç yaşanmamış olsa. Ya da son 31 seneyi de silebiliriz aslında. Bazen kendime bakınca gösterdiğim güce hayran oluyorum. Bu kadar güç göstermek zorunda kalmış olmam da üzüyor. Yarın doğum günüm. İyi ki doğdum bile demek gelmiyor içimden kendime bu sene. Hayatta bir yılı daha devirdim evet. 31 sene önce yarın doğmuş oluyorum ve 11315 gün önce. Hemen hemen. 11 bin gün içerisinden bir gün bile kendimi bir yere, birine, bir şeye ait hi...

Success

I do not know how to become successful in a corporate-related world.  I  know somehow how to survive but that is not enough. I always wanted to make a difference. I always wanted to do something big, however, the older I get the less courage I have in order to do the big things. When it comes to career success, I feel like a baby surrounded by a very confusing web of systems, structures, and relationships that everyone except me knows how to manage. Do I lack intelligence, skills and/or knowledge? No, I do not. I am smart, maybe not high IQ but smart, I am talented, I learn so fast, I am very hardworking, I try new things, I am persistent, and I constantly improve myself and my skills. So, what exactly is the problem? Do I lack EQ? No. I do lack some things though. I lack some critical things.  For most of my career journey, I have always wondered how those unskilled people could manage to be in those high positions. They seemed to lack interpersonal skills, critical ...
      Müzik, atmosfer, ve geri kalan her şeyin uyumsuzluğu içinde uyumu aramaya çıkmak... Nerededir sahi bu uyum? Nereden gelir? Akış nasıl sağlanır. Kendini akışa nasıl bırakır insan? O büyülü anları hayatta ne şartlar altında yaşar? Bilmiyorum. Aslında biliyorum. Kendimi ikna edemiyorum sadece. Dışsal etkenlerin içinde kaybolup gitmek daha kolay geliyor sanırım. Oysa, bahsettiğim her şeyin içsel olduğu gerçeğini ve daha fazla içsel yolculuklara çıkmam gerektiğini kendime itiraf etmekte bir sakınca yok.      Uyduruk kurallarla, uyduruk koşullarla kısıtladığım dünyamı geliştirme çabasına girişimi daha iyi gidebilirdi. Çabalarım da uyduruk koşullarla dolu. Beynim bir harici bellek ve yüklenmiş o kadar çok uydurulmuş şifreleri olan bir sürü klasör ile dolu. Dosyalara erişebilmem için şifreleri çözmem gerekiyor, fakat her denediğimde kulakları sağır eden uyarılarla ve bir dünya bilinmezle karşılaşıyorum. birsigarasarıpgeliyorum        ...

army dreamer-moddi

Ben mi? Nereden başlayacağını bilmeyen ve başlıkları asla beceremeyen bir kadın oldum hep. Hep bir yerlerde bir şeyler aradım ve ne aradığım şeyin ne olduğunu ne de nerede olduğumu bilemedim. Parçaların arasında, ayaklarım kesilmesin diye gezinmek yerine öylece ayakta dikildim. Sonra ayakta durmaktan sıkılıp kırıkların üstüne basıp yürüdüm. Kendimle kavgam hep böyle oldu. Nereden geldi diye sormayın, sanki ben çok biliyormuşum gibi cevap verebilirim size. Bilmiyorum. Sanırım gerçekten emin olduğum tek şey hiçbir şey bilmeyişim olabilir. Bilsem ne olur ki? Bilmem.  Ellerimi gördünüz mü hiç? Ellerimle konuşmak zorlaştı bu günlerde, bulamıyorum onları. Bulamıyorum. Konuşmam gerek. Anlatmam. Ellerimi gördünüz mü?  Gözlerimi kapatsam içinde yeni bir dünya hayal edebilir miyim? Hayallerim gerçekleşir mi içeride yine? Sadece içeride kalsa ama mesela? Belki belki konuşabiliriz diyorum ama her seferinde sesim kesiliyor sanki konuşmak istediklerimi dinleyecek bir ben bile olmuyorum nere...
       Ne yazacağımı bilmiyorum ama yazmak istiyorum. Hayır, kayıp hissetmiyorum ama bulunmuş da hissetmiyorum.      Düşüncelerimin içindeki karıncalanmaları izliyorum. Hiç bu kadar kendimi sakin, dışarıdan gözlemler şekilde olmamıştım. Duygularıma kapılmadan, fırtınalar koparmadan... Bazen bir mucize olmasını istiyorum. Belki bir gün olur. Olmasa da olur herhalde. Sadece bazen kendime bunları neden yaptığımı anlayamıyorum.      Aslında anlama konusunda sıkıntı çekmiyorum. Asıl sıkıntı yaşadığım yer anlamama rağmen aksiyonlarımı ayarlayamıyor oluşum. Alışkanlık olsa gerek. Yıkmak zor bilirsiniz. Beynime rağmen yaşıyor olmak bazen çok zor. Bazen beynimle var olmak çok da keyifli. Kafamın çalışma şeklini seviyorum aslında. Sadece bu çalışma şekli normalden daha fazla enerji gerektiyor ve işin sonunda tekrar tekrar bitkinlikle uğraşıyorum.      İnsan ne garip aslında, hem de ne mükemmel garip. Üstüme bir sürü elbise geçirdim....
 * Selam, Yorgunluklarımın arasından geliyorum. Ellerimde yine bazı konular, önüme koyuyorum. Hayır, bu sefer kendimden nefret etmiyorum. Aslında uzun süredir kendimden nefret etmiyorum. Bazen duyguları birbirine karıştırıyorum sadece. Öyle bir alışkanlığım var ki sanki hala her duyguyu en yoğun şekilde yaşamam gerekiyormuş gibi. Neyse ki kendime çabuk geliyorum artık. Çiçekleri de yerlere seriyorum. Ellerimden bıraktığım konuların arasına ekliyorum onları. İsyan edilmesi gereken ne kadar şey varsa aralarına ekliyorum. Çiçeksiz olmaz. Burun da önemli aslında, içime huzur dolduran kokulardan midemi bulandıran kokulara onunla varıyorum. Bir parfüm var, ne adını ne sanını biliyorum, dışarıda her denk geldiğimde midem sanki temizlik beziymiş gibi büzülmeye başlar. Boğazımda öğürme refleksini kontrol edemem. Kötü bir anısı var demek yeterli olur mu bilmem. belki her şey yeterdi belki detaylar çok önemliydi belki de değildi önem sıralaması yaparken neye dikkat edilmeliydi ki hangisi daha...
       Kendimden nefret etmekten çok yoruldum. Sürekli kendimen nefret etmeme yol açacak hatalar yapmaktan da. Hatalarımın kendimden nefret etmeme sebep olmasından da çok yoruldum. Sürekli bir şeyleri ertelemekten, kendimden şüphe etmekten, asla kendime güvenememekten çok yoruldum. Devamlı yalnız hissetmekten de yoruldum. Aslına bakarsanız en çok da ondan yoruldum.      Artık diyorum neden bırakmıyor zihnimin karanlık köşelerindeki sarmaşıklar beni. Ellerim, ellerim ve yine ellerime yaşlarımı bırakırken neden kesip atamıyorum beni zehirleyen yerleri. Siz hiç kendiniz için "Potansiyelini gerçekleştirmiyorsun", "Güzel bir potansiyelin var, değerlendir", "Sen daha iyisini yapabilirdin" cümlelerini duydunuz mu? Bunlar size o kadar çok söylendi de en sonunda bu kendi iç sesiniz oldu mu? Ve ne yaparsanız yapın, ne kadar çabalarsanız çabalayın bu ses hep var olmaya devam etti mi? Hiçbir şey yetmedi ve neyi başarırsanız başarın kendinizi hep yetersiz hissettin...
    İnsanlar kendilerini anlayabiliyor ya hani, yok yapmam öyle şeyler, ya da böyle olursa ben de böyle olurum gibi şeyler söyleyebiliyorlar ya. Ben bunları söyleyemiyorum. Ben kendimi tahmin edemiyorum. Anlayamıyorum da. Bazen anlamak da istemiyorum. Bazen ben bu hale nasıl geldim diye sorguluyorum. Cevabını biliyorum. Yetmiyor. Hayatımın çoğu alanında zihinsel olarak sağlıklı bir yolda ilerleyebiliyorum ama bir alan var ki, o alanda beş yaşındaki çocuğa dönüyorum. Beynimdeki nöronlar ve nörotransmiterler çamaşır makinesinin içine atılmış gibi hareket etmeye başlıyor. Belki de gerçeğim budur bilmiyorum.     Belki kafam hep çamaşır makinesinin içerisindedir. Belki başıma gelecek hiçbir güzel şeyi gerçekten hak etmiyorumdur. Belki gerçekten iğrenç biriyimdir. Bu yüzden sürekli midemle problemler yaşıyorumdur. Belki göbeğim ondan bu kadar büyüktür. Bunları bilebilir miyiz? Sanmam. Terapistime sorsam o da bilmem der. Demez vazgeçtim. Ağzından çıkanı kulakların duyuyor m...