Ana içeriğe atla

 * Selam,

Yorgunluklarımın arasından geliyorum. Ellerimde yine bazı konular, önüme koyuyorum. Hayır, bu sefer kendimden nefret etmiyorum. Aslında uzun süredir kendimden nefret etmiyorum. Bazen duyguları birbirine karıştırıyorum sadece. Öyle bir alışkanlığım var ki sanki hala her duyguyu en yoğun şekilde yaşamam gerekiyormuş gibi. Neyse ki kendime çabuk geliyorum artık.

Çiçekleri de yerlere seriyorum. Ellerimden bıraktığım konuların arasına ekliyorum onları. İsyan edilmesi gereken ne kadar şey varsa aralarına ekliyorum. Çiçeksiz olmaz. Burun da önemli aslında, içime huzur dolduran kokulardan midemi bulandıran kokulara onunla varıyorum. Bir parfüm var, ne adını ne sanını biliyorum, dışarıda her denk geldiğimde midem sanki temizlik beziymiş gibi büzülmeye başlar. Boğazımda öğürme refleksini kontrol edemem. Kötü bir anısı var demek yeterli olur mu bilmem.

belki her şey yeterdi belki detaylar çok önemliydi belki de değildi önem sıralaması yaparken neye dikkat edilmeliydi ki hangisi daha çok var diye mi kapladığı alan mı önemliydi yoksa ne kadar yüksek olduğu mu kiminle konuşabilirdik ki bunları kimin elleri yeterdi yetecek gibi görünmüyor bozuk bir demografik yığın sadece sessizce yürüyebilmek nasıl bir his acaba siz hiç merak etmediniz mi bunları hiç kaybolmadınız mı ellerinizin arasında ya da ne bileyim hiç konuşurken kendinize yabancılaşmadınız mı

Yoksa yine sayılara mı gidiyoruz? Yine mi sayacağız baştan? Bu sefer oturup tokalarımı sayabilirim. Bu sefer oturup dökülen saçlarımla arkadaş olabilirim. Ama gitmek istiyorlar sanırım. Boşuna dökülmüş olamazlar. O zaman zorla tutmanın bir anlamı olmayacak yine. 

Nasıl bir histi boşlukta yüzebilmek? Hatırlıyorum, hafifti. Gökyüzünün kıdemli gezegenlerini tanıttığım gezileri hatırlıyorum. Oldukça hafifti. Ama onun da bir ağırlığı vardı yine. Ağırlığı genişti, ağırlığı genleşmişti hatta ama aşağı doğru değildi. Problem değil, bu sefer gözlerimle göreceğim nasılsa, gözlerimle bakacağım o tarafa doğru. Belki de strateji değiştirmeliyimdir. Belki en konuşma ihtiyacı duyduğum yerlerden değil de konuşmayı en reddettiğim yerlerde devam etmeliyimdir. İnanabiliyor musunuz her şeyi yazan biri olarak kendime sakladığım şeyler var. hiç ilginç değil. Çiçekler ilginç ama. Bir de parfümler. 

Evler de ilginç. Sonra karıncalar. Makaslar, kutular, kalemler, karıncayiyenler, wombatlar, insanlar ilginç. Ben hiç değilim. Ben hep kendimi sıkıcı gördüm. Sevdiğim şeyleri sıkıcı buldum. Yani sıkıcı da değil de ilgincin tersi. Onu aşmam zaman aldı ama aştım. Sevdiğim şeyler bana sıkıcı değil en azından. Önemli olan da buydu. 

Hala ara ara korkarım bazı şeylerden. Bende bir şeyler değişti. Korkularımı görmüyorum artık. Çoğunu. Bazıları hala peripheral ortaklıkta bekliyorlar. Çok konuşasım gelmiyor. Olsun. Bazen anlaşmak da gerekmez. Bazen sadece öyle durmak da gerekebilir. Bazen makası kağıdın üzerine koyup öylece beklemek gerekir. Bazen de ellerine krem sürersin. Bazen gözlüklerinin camlarının üzerine koyarsın bezi ve öyle. Büzülen midene dersin, geçti. Sadece bir parfüm. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

desensitization

            I am a bit confused in fact. They said   my translation skills of my emotions to words were advanced, however, when I write, my words do not feel quite enough. Confused. I want my headphones. Today, I am going to plant strawberries on my balcony. I am excited. It helps me to heal, to see them grow, to talk to them. My hands create new lives, and they are green. Whatever, I want to talk about something else today. My body perception. And you will think that it will be about my weight. Maybe some part, I am not sure yet. The flow will decide.             During my last therapy session, Ms. Özge said that it was my sleekest appearance after a long time. I answered, “Most of the time, looking pretty makes me feel too much”. Of course, we discussed it. And I am not going to write about it with "I said" - "she said". But here we go.     ...

15/16

I planned to do other things for this time of the day before I went to bed. Still, I am here. I cannot prevent the urge to write and obviously I cannot resist it. Some call it inspiration, I say toleration, the clarity of mind. If I cannot tolerate my feelings I cannot sit in front of this computer. I need my feelings to calm down, at least to be tolerateable. That is the reason I cease to write from time to time. I feel it without even attempting to write. When I think about the act of writing my stomach puckers up inside. I feel the nausea. The feelings punch me in the stomach. Always. Or maybe it was the residue of the countless attempts of suicides with medicines. Or it was, what was the left of Dünya. Anyway. So long I haven’t talked about the past of me. The origin of me. How I turned out to be like this. I went to İstanbul a couple of weeks ago, home- as mom would say. Something hit me hard during that visit about my sister. For the last couple of months, I was ...

4 nisan 20

Merhaba. Bugün onay meselesi kafamı kurcaladı yine. Regl olacağım bu arada, çok depresif gelirsem salın beni. Annemle heyecanla başladığım her telefon konuşması hayal kırıklığıyla son buluyor. Annemle dertleşmem gibi bir şey asla söz konusu değil. Annem benimle dertleşebiliyor ama ben annemle dertleşemiyorum. Ve her telefon konuşması benim kalbimin kırılmasıyla bitiyor. Hala beklentim var annemden demek ki. Hala annemden beklentilerimi bırakmamışım. Insan nasıl bırakabilir ki zaten. Her şeyi bırakabilir belki ama annesinden gelebilecek desteği beklemekten vazgeçemez gibi. Ama vazgeçmek zorundayım. Bir gün beni nasıl yalnız bıraktığını görebilsin isterdim ama annem öyle biri değil. Yani sadece öyle bir kapasitesi ve bilgisi yok. Ve geri kalan bütün bilgilere kendisini kapamış bir kadın. Suçlayamazsınız. Şu an güvenli bildiği bir alanda ve güvenli alanını bu saatten sonra bırakacak da değil. Herkese ve her şeye üzülmekten sinirlenmekten çok yoruluyorum bazen. Kendim de dahi...