saçlarımı bıraktım hediye kutusuna. hiç açılmadı o kutular. ellerimi kirlettiğim her bir lavaboda, yıkamak için sabunların kokusunu özümsedim. elimden geldiği kadarıyla. birbirinden güzel karşılıkları, karşılıksız bırakmak için kustuğum tüm yemekleri ve alkolleri mutlu etmeye çalıştım. ellerim her seferinde yandı. ellerimle her seferinde vedalaştım. nereye gideceğini bilmediğim yollarda aradım durdum. hayır, hayatım bir ipin ucunda değildi. o yüzden iplerle hiç anlaşmaya çalışmadım. durup düşündüğüm vakitlerde aklıma gelen her şeyi biriktirdim. taşlarımın arasına koydum ve gidip bir denize döktüm. tıpkı dünya gibi. bir gece gökyüzüne baktığımda içimde bir şeyler taşmıştı. bir gece gökyüzüne baktığımda gülümsemiştim. bir gece gökyüzüne bakmadığımda da gülümsemiştim. her şey birbiriyle buluşuyordu. buluşmalardan rengarenk düşler çıkardım ve hepsini balkona asıp kurumaya bıraktım. kurudukça aramızdaki bağ güçleniyordu. güçlendikçe taşıyordum. o kadar çok taştım ki, kalmadım. o kadar...
The peaks of my story, the journey of my learning, the awareness of mental health, the sharing of some information I have got, the growth, Warning! Not so fun. The more the merrier.