sonsuz kere buluşuyoruz. hiç saymadım. saysaydım ne olurdu bilmiyorum. belki avuçlarımın içinde solardı ya da bir lamba gibi patlardı. belki de çoğalırdı, filizlenirdi. karlı bir günde tepeden aşağı düşen bir taşmışım. aşağı indikçe sıkılaşıyor içim. içimde yer kalmıyor. yere vardığımda ne olur kimse bilmiyor ki. yine ellerimle konuşuyorum. aslında bir monolog oluyor bu. beceriyorlar aslında konuşmayı. ama diyalogla işleri yok pek. ayaklarımı da pek seviyorum aslında. ama onlarla konuşursam kalpleri kırılır diye bir şey diyemiyorum. sıra bacaklarıma gelince bu sefer ben susuyorum. onlar anlıyorlar beni nasılsa. gövdem bana sesleniyor. "biliyorum." diyebiliyorum yalnızca. toplanıyorum. toplaşıyorum. "allah'ım" diyorum ki hiç sevmediğim halde. yine de söylüyorum. hiç ona dokunmadığım halde. her şeyi, her şeyi bırakıp rüzgarı iliklerimden öteye hissedene kadar, hışırtıları kulağımda değil de kafamın içinden duyana kadar, bacaklarımın acısı hissedilmeyecek hale ge...
The peaks of my story, the journey of my learning, the awareness of mental health, the sharing of some information I have got, the growth, Warning! Not so fun. The more the merrier.