Ana içeriğe atla

army dreamer-moddi

Ben mi? Nereden başlayacağını bilmeyen ve başlıkları asla beceremeyen bir kadın oldum hep. Hep bir yerlerde bir şeyler aradım ve ne aradığım şeyin ne olduğunu ne de nerede olduğumu bilemedim. Parçaların arasında, ayaklarım kesilmesin diye gezinmek yerine öylece ayakta dikildim. Sonra ayakta durmaktan sıkılıp kırıkların üstüne basıp yürüdüm. Kendimle kavgam hep böyle oldu. Nereden geldi diye sormayın, sanki ben çok biliyormuşum gibi cevap verebilirim size. Bilmiyorum. Sanırım gerçekten emin olduğum tek şey hiçbir şey bilmeyişim olabilir. Bilsem ne olur ki? Bilmem. 

Ellerimi gördünüz mü hiç? Ellerimle konuşmak zorlaştı bu günlerde, bulamıyorum onları. Bulamıyorum. Konuşmam gerek. Anlatmam. Ellerimi gördünüz mü? 

Gözlerimi kapatsam içinde yeni bir dünya hayal edebilir miyim? Hayallerim gerçekleşir mi içeride yine? Sadece içeride kalsa ama mesela? Belki belki konuşabiliriz diyorum ama her seferinde sesim kesiliyor sanki konuşmak istediklerimi dinleyecek bir ben bile olmuyorum nereye gidiyorum sahi nerelerde oturuyorum nerelerde su içiyorum nerelerde yemek yiyorum nerelerde gözlerimi kapatıyorum hangi katlarda gözlerimi açıyorum hangi durakta bekliyorum “i’ve told you a thousand times” this is just not real this smoke is here to stay it was supposed be an endless day belki dahalarını söylerdi eğer zamanımız yetseydi sonsuz sürecek günlere o halde kabus günler bitmeseydi uyanamazdık uyanmak güzel bir aktivite değil ama boş zamanlarda iyi gidiyor gibi

İşte şimdi bir yerlere gidiyor gibi ayaklarım. Veya bacaklarım. Belki günlerin içinden bir gün seçip orada kalmak ister. Burnum üşüdü biraz. Neden bilmiyorum. Belki de söylediklerimi saklamak içindir. Saklayabildin mi? Sanmam. Gözlerimi saklamak istiyorum. Daha fazla beni görmemeli. Daha fazlasını görmemeli. Daha fazlasını görürse dayanabilir mi bilmiyorum ama sanırım görmek de zorunda. Hiç bitmedi. Belki de dedikleri gibi daha yeni başlıyor. Belki daha çok şey saklamak zorunda kalacak. Peki ya nasıl koruyacağım onları düşmekten, gitmekten nasıl vazgeçireceğim? Peki ya nasıl? Bilmiyorum. Bilseydim burada böyle kucaklaşmaya çalışıyor olmazdım kendimle. Nasıl oluyor bilmiyorum. Nasıl oluyor kendime karşı bu kadar çok öfke ve şefkati aynı anda barındırabiliyorum tek bir kafatasının içinde? Su koymaya kalksam günlük su ihtiyacımın çeyreğini bile karşılamaz. Yine de bunca çelişkiyi kendi içerisinde birbirine dolayabiliyor. Örmesini tercih ederdim ama belki güzel dururdu. Sonuna kadar arkadaşlarım olarak kalacaklar. Ne kadar gerçek? Gerçekliğini kim sorgulayacak başka? 
Beynimin yarattıkları ve nesnellikler arasında gidip gelirken kalan ayak izleriyle köprü yapmak istemiştim ama yine beceremedim. Pek çok şeyi beceremediğim gibi. Hayır. Susturamıyorum. Sussun artık. Konuşmadığı anlar çok az. Bir kere otururken susmuştu. Bir kere arkadaşım selam verdiğinde, bir kere sokağa çıktığımda, bir kere de önemli bir konunun başında ortasında ve sonunda susmuştu. Başka da susmadı. Asla durmayan bir yargılanma, asla durmayan bir değerlendirme içerisinde. Bazen. Yok bazen değil. Burada ne işim var diyorum, burada. Bazen değil hep kendimi uyumsuz gibi hissediyorum. Bunu kimseye göstermemek adına ne kadar çaba harcadığımı asla bilemeyiz. Bu kadar yorgunluğumun sebebi bu olabilir mi? Normal görünmeye çabalamak? Bazen, bu sefer gerçekten bazen. Bazen neden bu kadar normal olmaya çabaladığımı sorguluyorum. Kabul edilmek mi gerçekten? Çabalarken de kabul gördüğümü kim söyledi ki? Belki de, hear me out, belki de sandığım kadar anormal de değilimdir. Belki de. Değilimdir. Hiç. Öyle. Belki. De. 

Belki de ait olmadığımı, bozuk, kırık olduğumu söyleyen sesler hiç benim değildir ve hiçbir zaman da olmayacaktır. Belki de bana sığınmışlardır ve artık onları bırakmanın zamanı gelmiştir. Gelmiş midir? Bilmiyorum. Olabilir. Deneyebilirim sanırım. In the name of an experiment I can try to let’em go. Ne kaybederim ki? Sadece, nasıl bırakacağımı bilmiyorum. Biraz da bunu mu aramalıyım? Biraz da onunla mı konuşmalı, ellerini bulmaya çalışmalıyım şimdi. Çok da zor olmasa gerek. Alışkınım aramaya zaten. Arayabilirim. 

İnanabilirim. Konuşabilirim. Korkabilirim. Ağlayabilirim. Bırakabilirim. Eğlenebilirim. Anlatabilirim. Seslenebilirim. Bilirim. Yapabilirim. Ebilmekteki. Abilmekteki değil. Sorun değil, böyle de yaşamayı deneyebilirim. Hep böyle yaşamadım mı zaten? Belki de barış içinde böyle yaşayabilirim bu sefer. Hangi? Sonu olacaksa denemeli miyim yine de? Sonu olacaksa yine de. Öyle. Tamam sorun değil. Anlıyorum. Gerçekten. Sorun değil. Seni seviyorum. Ne olursa olsun, seni seviyorum. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

desensitization

            I am a bit confused in fact. They said   my translation skills of my emotions to words were advanced, however, when I write, my words do not feel quite enough. Confused. I want my headphones. Today, I am going to plant strawberries on my balcony. I am excited. It helps me to heal, to see them grow, to talk to them. My hands create new lives, and they are green. Whatever, I want to talk about something else today. My body perception. And you will think that it will be about my weight. Maybe some part, I am not sure yet. The flow will decide.             During my last therapy session, Ms. Özge said that it was my sleekest appearance after a long time. I answered, “Most of the time, looking pretty makes me feel too much”. Of course, we discussed it. And I am not going to write about it with "I said" - "she said". But here we go.     ...

15/16

I planned to do other things for this time of the day before I went to bed. Still, I am here. I cannot prevent the urge to write and obviously I cannot resist it. Some call it inspiration, I say toleration, the clarity of mind. If I cannot tolerate my feelings I cannot sit in front of this computer. I need my feelings to calm down, at least to be tolerateable. That is the reason I cease to write from time to time. I feel it without even attempting to write. When I think about the act of writing my stomach puckers up inside. I feel the nausea. The feelings punch me in the stomach. Always. Or maybe it was the residue of the countless attempts of suicides with medicines. Or it was, what was the left of Dünya. Anyway. So long I haven’t talked about the past of me. The origin of me. How I turned out to be like this. I went to İstanbul a couple of weeks ago, home- as mom would say. Something hit me hard during that visit about my sister. For the last couple of months, I was ...

4 nisan 20

Merhaba. Bugün onay meselesi kafamı kurcaladı yine. Regl olacağım bu arada, çok depresif gelirsem salın beni. Annemle heyecanla başladığım her telefon konuşması hayal kırıklığıyla son buluyor. Annemle dertleşmem gibi bir şey asla söz konusu değil. Annem benimle dertleşebiliyor ama ben annemle dertleşemiyorum. Ve her telefon konuşması benim kalbimin kırılmasıyla bitiyor. Hala beklentim var annemden demek ki. Hala annemden beklentilerimi bırakmamışım. Insan nasıl bırakabilir ki zaten. Her şeyi bırakabilir belki ama annesinden gelebilecek desteği beklemekten vazgeçemez gibi. Ama vazgeçmek zorundayım. Bir gün beni nasıl yalnız bıraktığını görebilsin isterdim ama annem öyle biri değil. Yani sadece öyle bir kapasitesi ve bilgisi yok. Ve geri kalan bütün bilgilere kendisini kapamış bir kadın. Suçlayamazsınız. Şu an güvenli bildiği bir alanda ve güvenli alanını bu saatten sonra bırakacak da değil. Herkese ve her şeye üzülmekten sinirlenmekten çok yoruluyorum bazen. Kendim de dahi...