Ana içeriğe atla

     Ne yazacağımı bilmiyorum ama yazmak istiyorum. Hayır, kayıp hissetmiyorum ama bulunmuş da hissetmiyorum. 

    Düşüncelerimin içindeki karıncalanmaları izliyorum. Hiç bu kadar kendimi sakin, dışarıdan gözlemler şekilde olmamıştım. Duygularıma kapılmadan, fırtınalar koparmadan... Bazen bir mucize olmasını istiyorum. Belki bir gün olur. Olmasa da olur herhalde. Sadece bazen kendime bunları neden yaptığımı anlayamıyorum. 

    Aslında anlama konusunda sıkıntı çekmiyorum. Asıl sıkıntı yaşadığım yer anlamama rağmen aksiyonlarımı ayarlayamıyor oluşum. Alışkanlık olsa gerek. Yıkmak zor bilirsiniz. Beynime rağmen yaşıyor olmak bazen çok zor. Bazen beynimle var olmak çok da keyifli. Kafamın çalışma şeklini seviyorum aslında. Sadece bu çalışma şekli normalden daha fazla enerji gerektiyor ve işin sonunda tekrar tekrar bitkinlikle uğraşıyorum. 

    İnsan ne garip aslında, hem de ne mükemmel garip. Üstüme bir sürü elbise geçirdim. Neredeyse hiçbiri olmadı. Oturmadı. Küçük geldi. Kocaman oldu. Üstümde durmadı. Hepsini bir kenara attım ve hiç toplamadım bir süre. Toplamaya başlayınca kendime yer açtım. Kendimi o kadar küçültmüştüm ki oda bir şato gibi göründü. Birden labirente dönüverdi. Dolandım içinde. Centaur muydum, Daedalus mu, Icarus mu yoksa kral mıydım ben? Kendimi aynı anda hepsi olmuşken buldum. Buldum derken tam tutabilmiş miydim emin değildim ama yine de sarılmaya çalıştım hepsine vakit varken daha. Vakit bitiyordu bazen. Bazen kum saati çevrilmiyordu ve kalıyorduk öylece hep beraber. Çevrilebilen zamanlar değerliydi, değerlendirildi. Peki ya şimdi kimdim? Bloom mu Stephen mı? İkisi de değildim. Joyce muydum peki? O da değildim. Ovid'in hikayelerine eşlik etmeye başlamıştım ama hiç kimse değildim. Kendimden başka.

    Peki kaç dönüşüme uğrayabilirdim? Sayısı var mıydı? Sınırı? Başladıktan sonra durabilir miydim? Hep kendimi yeniden kaybetmem gerek miydi? Hiçbirine bir cevap bulamadım. Bulamadığım için de sadece sorularla vakit geçirdim. Sorular iyiydi ama her zaman tek bir cevabı olmuyordu soruların. Bütün olasılıklarla dost olabilmek zor. Her olasılıkla dost olmak zorunda mıydım? Bu cevaplar yastığımda birikecek miydi? Uyanınca gözlerimi ovuşturacak mıydı? Bazen yaptılar, bazen onlar da uyanamadı. Bazen de ben uyandırdım. Giriş, gelişmesi olan hikayeleri beraber yazdık. Çoğu hikayenin sonucu yoktu. Sonuçsuzlukla anlaşmak için epeyce bir uğraştım. Her seferinde kalbim biraz daha kırıldı. Ama kalp sanırım kırılabilen bir şey o yüzden çok da dert edinmedim. Hiç de toparlamadım kırıklarını. Öylece sarıldım her bir parçaya. Her kırılmayla sanki yeni bir şekil aldı. Yumruk gibi değil sanırım şu an. Zaten bedenime de uymuyordu yumruk gibi olsaydı. Şimdi biraz daha yakıştı gibi. 

    Babamı aradım babalar günü için. Açmadı. Olsun. Korktu herhalde, taşınma işlerinden ötürü bir şey isterim diye. 

    Canımı daha da acıtan diğer şeyleri anlatmak istemiyorum. En sevdiğim insanları kaybediyorum. Belki de konuşmayarak gitmelerini engellemeye çalışıyorum. İçimden gitmeleri. Bunun yası uzun olabilir. 

Sonuçsuzlukla bırakalım yine. O zaman bitki çayımızı içip uyuyalım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

desensitization

            I am a bit confused in fact. They said   my translation skills of my emotions to words were advanced, however, when I write, my words do not feel quite enough. Confused. I want my headphones. Today, I am going to plant strawberries on my balcony. I am excited. It helps me to heal, to see them grow, to talk to them. My hands create new lives, and they are green. Whatever, I want to talk about something else today. My body perception. And you will think that it will be about my weight. Maybe some part, I am not sure yet. The flow will decide.             During my last therapy session, Ms. Özge said that it was my sleekest appearance after a long time. I answered, “Most of the time, looking pretty makes me feel too much”. Of course, we discussed it. And I am not going to write about it with "I said" - "she said". But here we go.     ...

15/16

I planned to do other things for this time of the day before I went to bed. Still, I am here. I cannot prevent the urge to write and obviously I cannot resist it. Some call it inspiration, I say toleration, the clarity of mind. If I cannot tolerate my feelings I cannot sit in front of this computer. I need my feelings to calm down, at least to be tolerateable. That is the reason I cease to write from time to time. I feel it without even attempting to write. When I think about the act of writing my stomach puckers up inside. I feel the nausea. The feelings punch me in the stomach. Always. Or maybe it was the residue of the countless attempts of suicides with medicines. Or it was, what was the left of Dünya. Anyway. So long I haven’t talked about the past of me. The origin of me. How I turned out to be like this. I went to İstanbul a couple of weeks ago, home- as mom would say. Something hit me hard during that visit about my sister. For the last couple of months, I was ...

4 nisan 20

Merhaba. Bugün onay meselesi kafamı kurcaladı yine. Regl olacağım bu arada, çok depresif gelirsem salın beni. Annemle heyecanla başladığım her telefon konuşması hayal kırıklığıyla son buluyor. Annemle dertleşmem gibi bir şey asla söz konusu değil. Annem benimle dertleşebiliyor ama ben annemle dertleşemiyorum. Ve her telefon konuşması benim kalbimin kırılmasıyla bitiyor. Hala beklentim var annemden demek ki. Hala annemden beklentilerimi bırakmamışım. Insan nasıl bırakabilir ki zaten. Her şeyi bırakabilir belki ama annesinden gelebilecek desteği beklemekten vazgeçemez gibi. Ama vazgeçmek zorundayım. Bir gün beni nasıl yalnız bıraktığını görebilsin isterdim ama annem öyle biri değil. Yani sadece öyle bir kapasitesi ve bilgisi yok. Ve geri kalan bütün bilgilere kendisini kapamış bir kadın. Suçlayamazsınız. Şu an güvenli bildiği bir alanda ve güvenli alanını bu saatten sonra bırakacak da değil. Herkese ve her şeye üzülmekten sinirlenmekten çok yoruluyorum bazen. Kendim de dahi...