Ana içeriğe atla

     Müzik, atmosfer, ve geri kalan her şeyin uyumsuzluğu içinde uyumu aramaya çıkmak... Nerededir sahi bu uyum? Nereden gelir? Akış nasıl sağlanır. Kendini akışa nasıl bırakır insan? O büyülü anları hayatta ne şartlar altında yaşar? Bilmiyorum. Aslında biliyorum. Kendimi ikna edemiyorum sadece. Dışsal etkenlerin içinde kaybolup gitmek daha kolay geliyor sanırım. Oysa, bahsettiğim her şeyin içsel olduğu gerçeğini ve daha fazla içsel yolculuklara çıkmam gerektiğini kendime itiraf etmekte bir sakınca yok. 

    Uyduruk kurallarla, uyduruk koşullarla kısıtladığım dünyamı geliştirme çabasına girişimi daha iyi gidebilirdi. Çabalarım da uyduruk koşullarla dolu. Beynim bir harici bellek ve yüklenmiş o kadar çok uydurulmuş şifreleri olan bir sürü klasör ile dolu. Dosyalara erişebilmem için şifreleri çözmem gerekiyor, fakat her denediğimde kulakları sağır eden uyarılarla ve bir dünya bilinmezle karşılaşıyorum. birsigarasarıpgeliyorum

                                                                                                                                                            geçen

                                                                                                                                                gün terapide

                                                                                                                                beni ne kadar duygularıma

                                                                                                                                                düşüncelerime, 

                                                                                                                                     içgüdülerime, 

                                                                                                                                                             kendime

                                                                     inanmamam gerektiği konusunda çok güzel kodlamışlar dedim.

    Ağzımdan her çıkan şey, beynimden her geçen düşünce yanlış ve yalan. En doğrusunu benden başka herkes biliyor. Hissettiklerime güvenemem, yanlış ve yalan olabilir. Haksız olabilir. Birini sevmiyorsam, ben yanlış düşünüyorumdur. Bir şeyi yapmak istemiyorsam, yanlış yapıyorumdur. Bir şeye inanmıyorsam, ben yalan söylüyorumdur. Kendime güvenmem imkansız. Çok uzun süre sevdiğim müzikleri dinlerken midem bulanırdı. Çok uzun bir süre sevdiğim her şeyi utançla karşıladım çünkü sevdiğim her şey yanlıştı. Çok uzun süre kendimden utandım. Hala utanıyorum. Hala olduğum insandan utanıyorum. Hala her şeyimin utanç verici olduğunu düşünüyorum. Kendimi savunamıyorum. Kendi düşüncelerimden bile utandığım için hiçbir şeye cesaretim yok. Evet, en basitinden bu yazılarımı bile paylaşırken panik atak geçiriyorum. Hem sevdiğim her şeyi etrafımdakilerle paylaşmak istiyorum hem de kim benim ilgi alanlarıma ilgi duysun ki diyorum. 

    Kendi düşünce ve duygularınıza güvenememek ne demek biliyor musunuz? Kendinizi koruyamamak demek. İçinde bulunduğunuz tehlikeli durumlarda "ben abartıyorumdur", "ben yanlış hissediyorumdur", "ben yanlış düşünüyorumdur" diyerek o durumların içinde zarar gördüğünüz kanıtlanana kadar kalmak demek. Yerlerde sürünerek kendinizi bir yerlere götürmeye çalıştığınızı görene kadar orada kalmak demek. 

    İngiliz Dili ve Edebiyatı okudum, mezun oldum. Hala İngilizce bir şeyler yazıp bitirdiğimde dil bilgisi kontrolünden geçiririm. Hala bildiğim kelimeleri kontrol ederim. Hafızama bile güvenmiyorum. Bilgilerime, en iyi bildiğim konularda bile. O yüzden ciddi meseleler üzerine tartışmam mesela. O yüzden sosyal çevrem de çok renklidir. Her zaman iyi bir şey değil. 

    Tabii, yıllar süren terapiyle beraber daha iyi konumda olduğumu söyleyebilirim. En azından evden çıkabilecek ve bir şeyler yapabilecek cesaretim var. Bazı konularda kendime inanmayı öğrendim. Ama en önemli konular hep en son geliyor. Hala tehlikeyi, problemleri tanımada güçlenemedim. Ama en azından hoşuma giden müzikleri dinlerken midem bulanmıyor. 

    Her şey böyleyken bana her ağzımı açtığımda "Yanlış düşünüyorsun", "Yanlış yapıyorsun", "Yanlış şeye inanıyorsun" diyen insanlara nasıl kızgın olmam. Nasıl öfkeli olmam ki? İçimdeki ateşi söndüren ve yerine koskoca bir okyanus bırakan insanlara kırgın veya kızgın olmamam mümkün değil ki. O ateşi yeniden yakmak için o okyanusu kurutup, odun toplayıp, çakmak bulmam gerekiyor. Çok uğraşmam gerekiyor. Kendimden şimdi utanıyorum ama belki yarın daha az utanırım. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

desensitization

            I am a bit confused in fact. They said   my translation skills of my emotions to words were advanced, however, when I write, my words do not feel quite enough. Confused. I want my headphones. Today, I am going to plant strawberries on my balcony. I am excited. It helps me to heal, to see them grow, to talk to them. My hands create new lives, and they are green. Whatever, I want to talk about something else today. My body perception. And you will think that it will be about my weight. Maybe some part, I am not sure yet. The flow will decide.             During my last therapy session, Ms. Özge said that it was my sleekest appearance after a long time. I answered, “Most of the time, looking pretty makes me feel too much”. Of course, we discussed it. And I am not going to write about it with "I said" - "she said". But here we go.     ...

15/16

I planned to do other things for this time of the day before I went to bed. Still, I am here. I cannot prevent the urge to write and obviously I cannot resist it. Some call it inspiration, I say toleration, the clarity of mind. If I cannot tolerate my feelings I cannot sit in front of this computer. I need my feelings to calm down, at least to be tolerateable. That is the reason I cease to write from time to time. I feel it without even attempting to write. When I think about the act of writing my stomach puckers up inside. I feel the nausea. The feelings punch me in the stomach. Always. Or maybe it was the residue of the countless attempts of suicides with medicines. Or it was, what was the left of Dünya. Anyway. So long I haven’t talked about the past of me. The origin of me. How I turned out to be like this. I went to İstanbul a couple of weeks ago, home- as mom would say. Something hit me hard during that visit about my sister. For the last couple of months, I was ...

4 nisan 20

Merhaba. Bugün onay meselesi kafamı kurcaladı yine. Regl olacağım bu arada, çok depresif gelirsem salın beni. Annemle heyecanla başladığım her telefon konuşması hayal kırıklığıyla son buluyor. Annemle dertleşmem gibi bir şey asla söz konusu değil. Annem benimle dertleşebiliyor ama ben annemle dertleşemiyorum. Ve her telefon konuşması benim kalbimin kırılmasıyla bitiyor. Hala beklentim var annemden demek ki. Hala annemden beklentilerimi bırakmamışım. Insan nasıl bırakabilir ki zaten. Her şeyi bırakabilir belki ama annesinden gelebilecek desteği beklemekten vazgeçemez gibi. Ama vazgeçmek zorundayım. Bir gün beni nasıl yalnız bıraktığını görebilsin isterdim ama annem öyle biri değil. Yani sadece öyle bir kapasitesi ve bilgisi yok. Ve geri kalan bütün bilgilere kendisini kapamış bir kadın. Suçlayamazsınız. Şu an güvenli bildiği bir alanda ve güvenli alanını bu saatten sonra bırakacak da değil. Herkese ve her şeye üzülmekten sinirlenmekten çok yoruluyorum bazen. Kendim de dahi...