Kendimden nefret etmekten çok yoruldum. Sürekli kendimen nefret etmeme yol açacak hatalar yapmaktan da. Hatalarımın kendimden nefret etmeme sebep olmasından da çok yoruldum. Sürekli bir şeyleri ertelemekten, kendimden şüphe etmekten, asla kendime güvenememekten çok yoruldum. Devamlı yalnız hissetmekten de yoruldum. Aslına bakarsanız en çok da ondan yoruldum.
Artık diyorum neden bırakmıyor zihnimin karanlık köşelerindeki sarmaşıklar beni. Ellerim, ellerim ve yine ellerime yaşlarımı bırakırken neden kesip atamıyorum beni zehirleyen yerleri. Siz hiç kendiniz için "Potansiyelini gerçekleştirmiyorsun", "Güzel bir potansiyelin var, değerlendir", "Sen daha iyisini yapabilirdin" cümlelerini duydunuz mu? Bunlar size o kadar çok söylendi de en sonunda bu kendi iç sesiniz oldu mu? Ve ne yaparsanız yapın, ne kadar çabalarsanız çabalayın bu ses hep var olmaya devam etti mi? Hiçbir şey yetmedi ve neyi başarırsanız başarın kendinizi hep yetersiz hissettiniz mi?
Ya da hayatınızda ne kadar güzel şey olursa olsun bunun hep tesadüfen olduğunu, sizi seven insanların da gerçek sizi tanıdıklarında sevmeyeceklerini çünkü gerçek kendinizin yetersizden de aşağı olduğunu düşündünüz mü hiç? Bazıları buna Imposter Syndrome da diyor. Bir sendroma sığdırabilecek olduğunu düşünmüyorum. Zaten Özge Hanım da duysa sendromlara sıkıştırmaya çalıştığımı kendimi, onaylamazdı.
Terapistimin bana değer verdiğine inanmak kaç senemi aldı biliyor musunuz? 5 sene olabilir, hatta belki daha fazla. Belki kendimin de kendime değer verdiğine inanmakta zorlanıyorumdur. Bir ihtimal.
Ellerim diyeceğim yine. Her şeyin ceremesini hep onlar çekiyor, üzülüyorum bazen onlara. Ellerim de yalnız hissediyor ve onları bazen kucağıma alıp sarılıyorum. Biliyorum. Geçecek. Beynimin benden bağımsız çalışan yerleriyle barışıma kaldığım yerden devam edeceğim. Biliyorum. Geçecek. Ama bazen bilmek ve bu sebeple direnmek de fazlasıyla yorucu oluyor. Ellerimle derdim ne bilmiyorum.
Yüzümle derdim ne bilmiyorum. Vücudumla derdim ne hiç bilmiyorum. Biliyorum aslında ama bildiklerim kadar bilmediklerim de var gibi. Vücudumla olan derdimi etkileyen şeyleri az çok keşfetmişim ama sanki asıl sebebi henüz bulamamışım gibi. Bulurum herhalde değil mi?
Bedenim yüzünden aldığım duygusal yaralar sebebi ile bedenimi kimsenin sevmek istemeyeceği bir şeye dönüştürdüm, beni ben olduğum için sevsin insanlar beni dedim. Şimdi hem bedenim yüzünden insanların beni istemekten vazgeçeceğini düşünürken hala bedenim yüzünden duygusal yaralar - yine erkekler tarafından - almaya devam ediyorum. Bu halime de olmamalıydı.
Fragmented olmuş zihnimin içerisindeki anlatıyı birleştirmeye çabalarken kopukluğun ne kadar derin olduğunu fark edip bir kere daha üzülüyorum kendime. Gerçekten bazen kendime çok üzülüyorum. Yapıştırılacak çok anlatı var içeride çünkü. Hikaye örgüleri birbirine geçmiş, parçalanmış ve oralara dağılmışlar. Çok yol var daha onlarla gidilecek. Hiç böyle olacağını düşünmemiştim.
Yorumlar
Yorum Gönder