Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

25 temmuz 2020

Bir şeyleri bırakıyorum. Bırakmak çok zor. Düşüncelerimi duyamıyorum sessiz olun. Düşüncelerimi bulamıyorum. Bulduğum pek çok şey arasında onlar yok hayır. Ellerimin arasında onlar yok. Ellerimle beraber yoruluyoruz. Çok yoruluyorum. Sessiz olun kendimi duyamıyorum. Sizin için kolay olan şeyler benim için o kadar zor ki. Sizin gözünüz kapalı yaptığınız şeyler benim kim bilir kaç günlük enerjimi tüketiyor. Yine de her sabah uyanabiliyorum. İnsanın ölecekmiş gibi hissettiği zamanlarda bile her sabah gözlerini açması ve ölmemesi bazen ne kadar büyüleyici bazen de çok ağır bir lanet. Lütfen ellerimle gömün beni. En büyük cezayı onlar çektiler toprak altında kalmaya en çok onların hakkı var. İçimde o kadar şey birikti ki, masalda kurdu yardıkları gibi midemi yarıp hepsini içinden çıkarmak istiyorum. Kussam boğazımdan geçemeyecek kadar büyükler. Size söylemekten, belli etmekten en çok korktuğum şeyi söyleyeyim mi? En büyük zayıflığım olarak gördüğüm şeyi. Çok yalnızım. Zorlandığımda bana...

4 Haziran 2020

Yine sayfalarca makale yazmadan önce oturup kendi kendime yazmak istedim biraz. Biriktirdiğim, sinirlendiğim, içime oturan, içimin almadığı, içsel ve dışsal o kadar şey var ki aslında yazmak, anlatmak istediğim. Hepsini tek bir yazıya sığdıramayacağım ne yazık ki. Belki burada hiçbirini anlatamayacağım. Çünkü önce bu dolmuşluğu atmam gerek üstümden. Bu siniri, öfkeyi kusmam gerek bir şekle büründürmeden. Sonra asıl konulara teker teker değinebilirim belki. Normalde senelerle, rakamlarla, numaralarla çok uğraşmam. “Yeni yıl yeni ben” gibi söylemlere inanmam. Ya da yaşanılan olumsuzlukları bir seneye bağlamam. Ama 2020 ile o kadar çok patlama yaşandı ki dünyada, bir insanın görmezden gelerek yaşaması gerçeğini aklım almıyor benim açıkçası. Bunca olan biten olaylara duyarsız kalmak nasıl oluyor? Çok uzun bir süre kendi akıl sağlığım için uzak kaldım haberlerden. Şimdi de ara ara kendimi uzaklaştırdığım dönemler oluyor. Ama eskisi gibi komple kesemiyorum bağımı. Öğrendikçe hep daha fazla...

1 Mayıs

galiba bugün biraz konuşmak istiyorum. aslında bir süredir konuşmak istiyordum. sadece ne yazacağımı bilmiyordum. hala bilmiyorum. ama bir şekilde başladıktan sonra geliyor düşünceler. makale yazarken de hep böyle olurum. beynim serbest çağrışımlarla çalışıyor. onları makale haline getirmek daha da zor. böylesi biraz daha iyi. bir word dosyayı açıp da yazmadım bu sefer, bu yüzden büyük harflerimi satırlar arasındaki boşluklarımı veya paragraf başı girintilerimi bir kenara bırakıyorum bugün. en son terapi seansımızda kilomdan ziyade yeme alışkanlıklarımı veya kendimi nasıl hep kocaman gördüğümü konuştuk. o günden beri işte, böyle düşünüyorum. eski fotoğraflarıma dönüp baktığımda kilomla ilgili herhangi bir ekstrem durum göremiyorum. gayet normal kiloda genç bir kız görüyorum. ama hatırlıyorum kendimi nasıl gördüğümü veya nasıl hissettiğimi. kocamanım. beni bu kiloyla asla kimse beğenmez. tek derdim beğenilmek, sevilmek, anlaşılmaktı. üçü bir arada hiç olmadı. sevilmek biraz daha ka...

size o günü de anlatmayı deneyebilirim

oha karpuz var! günlerdir karpuz istiyordum, oha karpuz yiyebilir miyiz?  biz neden problem ettiğimiz her şeyi problem etmişiz? özür dilerim. evrensel bir sevgi. bir bilinç. tek. ama kozmik ironiyi de unutmayalım lütfen.  çimenler kesinlikle dünyanın kılları. bir şeyin kılları nasıl bu kadar güzel olabilir. ağaçlar?  onlar da rüzgarla dans ediyorlar. tıpkı bizim gibi.  sazların içinde onlar gibi dans ediyorum, dışarıdan nasıl görünüyor? seni seviyorum, seni seviyorum diye dolanıyor biri. aman tanrım  sessizlik. ağaçların, denizin, çimenlerin, insanları sesi. allahım. lafın gelişi. çünkü hepimiz divine olanı içimizde taşıyoruz ve ancak bir bütün olduğumuzda bir tanrı olabiliyoruz. aslında hepimiz aynı şeyi istiyoruz. çok küçüğüz, ve çok büyüğüz. tıpke fareler gibi. önemsiz gibi görünebiliyoruz. veya arılar gibi.  ama çok önemliyiz. bu yüzden de çok büyüğüz. her birimiz mucizeyiz bu yüzden de farklı değiliz.  yıldızla...

4 nisan 20

Merhaba. Bugün onay meselesi kafamı kurcaladı yine. Regl olacağım bu arada, çok depresif gelirsem salın beni. Annemle heyecanla başladığım her telefon konuşması hayal kırıklığıyla son buluyor. Annemle dertleşmem gibi bir şey asla söz konusu değil. Annem benimle dertleşebiliyor ama ben annemle dertleşemiyorum. Ve her telefon konuşması benim kalbimin kırılmasıyla bitiyor. Hala beklentim var annemden demek ki. Hala annemden beklentilerimi bırakmamışım. Insan nasıl bırakabilir ki zaten. Her şeyi bırakabilir belki ama annesinden gelebilecek desteği beklemekten vazgeçemez gibi. Ama vazgeçmek zorundayım. Bir gün beni nasıl yalnız bıraktığını görebilsin isterdim ama annem öyle biri değil. Yani sadece öyle bir kapasitesi ve bilgisi yok. Ve geri kalan bütün bilgilere kendisini kapamış bir kadın. Suçlayamazsınız. Şu an güvenli bildiği bir alanda ve güvenli alanını bu saatten sonra bırakacak da değil. Herkese ve her şeye üzülmekten sinirlenmekten çok yoruluyorum bazen. Kendim de dahi...

ben sen siz biz siz onlar

Günlük dediklerine bakmayın siz, her gün yazılmaz aslında böyle şeyler. Zaman zaman birikenleri atarsınız böyle. Benim de birikti içimde. Şimdi. Ne çıkar bu işin içinden bilmiyorum ama çıksın da. Çok sancılı bir geçiş dönemindeyiz aslında. Ekonomik krizler, savaşlar, insanlığın yıkıldığı ve yeniden inşa edildiği, umudumuzu kaybettiğimiz, kazandığımız ve yeniden kaybettiğimiz, pandemiklerle uğraştığımız, darbeler gördüğümüz, bir önceki neslin hep bir sonrakini anlayamayışına tanıklık ettiğimiz, bizim de hem bir sonraki hem de bir önceki nesli anlayamadığımız ve aramızda uçurumlar olan bir dönemdeyiz. Bir çağ atlıyoruz aslında iki binlerin başlarında. Sancılı, çok sancılı yaşıyoruz. Bana tam doğum kasıntıları gibi geliyor bu dönem aslında. Bu sancılar. Bilim kurgu filminin içerisinde gibiyiz. Ama bir film değil. Herkes evinde tek başına korkuyor. Herkes evinde tek başına hayatta kalmaya çalışıyor. Şu yirmibirinci yüzyılda en ironik halimizi yaşıyoruz. En dikkatimi çeken şey...

erginleme

Bu yazıyı müthiş araştırmalar, sayfalarca okuma sonunda yazmıyorum. En azından bu yazı için derin araştırmalar yapmadım. Fakat, geçtiğimiz senelerde Oz Büyücüsü’ndeki Dorothy’nin Oz diyarına -bilinçdışına- gidip de büyüyemeden gelmesi hakkında bir makale yazmıştım. Ve az önce bu yazıya başlamadan önce aklıma geldi ve onunla başlamak istedim. Büyümekten kasıt tabii ki erginlemek, kendini bulmak, yetişkin hale gelmek ve içsel problemlerimizi bir nebze nihayetine kavuşturmak. Ben henüz gerçek bir yetişkin haline gelmedim. Ama çabalıyorum. Hep bebek suratım yüzünden kimsenin beni ciddiye almadığını düşünürdüm. Davranışlarımın etkisini, davranışlarımı pek algılama kabiliyetim yoktu. Usulca öğreniyor ve deneyimliyorum. Ama bu davranışlarımı değiştirerel değil, içimde bir şeyleri çözümlemeye başladığımdan oluyor. Yani bunlar davranışlarımı etkiliyormuş. Öğrencilerimle aramda hep bir sevgi ilişkisi olduğunu düşündüm ve hissettim şimdiye kadar. Sevmeyenler de oldu tabii ki. Özellikle ye...

3 şubat 2020

Merhaba, ne zamandır yazmıyorum bilemedim. Uzun zaman oldu sanıyorum ki. Nedendir bilmiyorum, uyku kalitem çok düşük, geceleri uyumakta sabahları da uyanmakta zorlanıyorum. Uyandığımda kendimi önceki günden daha yorgun hissediyorum hatta. Gerçekten sebebini bilmiyorum. Sigarayı azalttım, geceleri uyku çayı içiyorum, yastıklarımı, yorganlarımı, her şeyi mütemadiyen temiz tutmaya çalışıyorum. Bir şey değişmedi. Belki de kilo aldığım için. Belim sürekli ağrıyor. Kahveyi de azalttım bu arada. Düzgün beslenmeye çalışıyorum. Büyüme, yetişkin olabilme konusu son iki veya üç terapi seansımızın konusu oldu. Maddi problemlerden başladı bu konu. Ardından yaşıma geldi. Yazıyla da rakamla da yirmi yedi. Ben bu yaşımı göreceğimden hiç emin değildim. Bu yaşlarıma kadar mutlaka öleceğimi düşünürdüm. Ya uyuşturucudan ya da intihardan. Bu kadar yeterdi bana. Şimdi geri dönüp baktığımda doğru düzgün bir şey yaşamadığımı, hayatı kaçırdığımı bir şekilde ve gözlerimin kenarındaki kırışıklarla haya...

2 Ocak

Birazdan yolumu bulacağım. Birazdan olmam gereken her şeyi, herkesi, her duyguyu ellerimle içeceğim. Kendi ellerimle yaptım. Kendi ellerimle yapmadım. Beni bırakan her duyguyu selamlıyorum. Bazen özlüyorum, bazen de özlemiyorum onları. Ama ne olursa olsun onları kabulleniyorum. Hep parçalarımın yere dökülmesinin kötü bir şey olduğunu düşünüyordum. Parçalarımın yere dökülmesi hiç de kötü değilmiş. Parçalarımla beraber var olabilmem iyiymiş ve dökülenler de beni şekillendiriyormuş. Dökülenlerle de var olabiliyorum. Ne dedin? Sence benim gibi hiç olmayacak mı? Bence olmayacak. Her bardağa döküldüğümde taştığım yerleri siliyorum. Bütün bardaklar. Taşıyor. Ve ben hiç bitmiyorum. Kendi beynimden çıkabiliyorum artık. Bazen. Beynim beni kandırmayı beceremiyor bazen. Bazen de çok sert bir savaş oluyor aramızda. Dünden beri kendimi parçalamadığım alan kalmadı. Utanç. Utanç. Suçluluk. Utanç. O kadar çok savaşıyorum ki bununla. Gururla yine kendimi dışarı atabilmek için uğraşıyorum. ...