Ana içeriğe atla

25 temmuz 2020

Bir şeyleri bırakıyorum. Bırakmak çok zor. Düşüncelerimi duyamıyorum sessiz olun. Düşüncelerimi bulamıyorum. Bulduğum pek çok şey arasında onlar yok hayır. Ellerimin arasında onlar yok. Ellerimle beraber yoruluyoruz. Çok yoruluyorum. Sessiz olun kendimi duyamıyorum. Sizin için kolay olan şeyler benim için o kadar zor ki. Sizin gözünüz kapalı yaptığınız şeyler benim kim bilir kaç günlük enerjimi tüketiyor. Yine de her sabah uyanabiliyorum. İnsanın ölecekmiş gibi hissettiği zamanlarda bile her sabah gözlerini açması ve ölmemesi bazen ne kadar büyüleyici bazen de çok ağır bir lanet.

Lütfen ellerimle gömün beni. En büyük cezayı onlar çektiler toprak altında kalmaya en çok onların hakkı var.

İçimde o kadar şey birikti ki, masalda kurdu yardıkları gibi midemi yarıp hepsini içinden çıkarmak istiyorum. Kussam boğazımdan geçemeyecek kadar büyükler. Size söylemekten, belli etmekten en çok korktuğum şeyi söyleyeyim mi? En büyük zayıflığım olarak gördüğüm şeyi. Çok yalnızım. Zorlandığımda bana iyi gelebilecek, beni idare edebilecek, bana zaman verecek kimsem yok. Destek olabilecek. Zorlandığımı bu beyaz sayfalar dışında, bir de terapistim tabi, söyleyebilecek bile kimsem yok. Hata yaptığımda anlatıp ağlayabileceğim. En çok ihtiyacım olduğunda etrafımda kimse olmaması. En çok da bu yoruyor beni zaten. Her şeyin altından tek başıma kalkmam. Her gün kendimle çekişmeler yaşamam, bunlara rağmen yaşamam, bunlara rağmen doğru yaşamaya çalışmam.

Mükemmelden çok uzağım. Çoğunlukla salağım. Bazen iyiyim. Bazen akıllıyım. Hep kendimleyim. Kendi söylediğim veya başkasının söylediği tek bir kelime yüzünden mahvolmuş haldeyken onunla savaşıp hiçbir şey olmamış gibi devam etmeye çalışmaktan, umursamamaya çalışmaktan, unutmaya çalışmaktan o kadar yoruldum ki. Tek bir kelime yüzünden etrafımdaki herkesin benden nefret ettiğini düşünmekten ama kendimi bunun doğru olmadığına inandırmaya çalışmaktan. Sürekli kendimi bir şeylere inandırmaya, ikna etmeye çalışmaktan. Sinirden, öfkeden, kızgınlıktan veya üzüntüden bas bas bağırmak isterken sürekli kendimi kontrol etmeye çalışmaktan o kadar yoruldum ki.

Kendimle yaşamak çok yorucu. Bu bedenin içinde olmak, bu zihne sahip olmak çok yorucu. Kahvaltı etmek için bile beynimde bir şeyleri yerine oturtmayı beklemek. Sürekli yaşanan şeyleri analiz etmek, ona göre tepkilerini düzenlemek.

Bazen ne kadar kolay geliyor yaşamak. Bazen ne kadar da yenilmez hissediyorum kendimi. Diğer zamanlar. Bütün hayatım benim dışında ilerliyor sanki. Hiçbir şeyimde kontrol veya söz hakkım yokmuş gibi hissediyorum. Önceden olsa delirdiğimi sanır daha da çok korkardım. en azından artık bundan korkmuyorum. Zaman, hayat, günler acımasız dediklerinde ne demek hiç anlamazdım. Ama gerçekten acımasız, senin toparlanmanı, ya da anlamanı asla beklemiyor. Sürekli kendine rağmen yapmaya çalıştıklarınla geçiyor. Ve nasıl geçtiğini anlamıyorsun bile. Neler yaptığını, anları fark edemiyorsun. Kolaylaşacak diye bekliyorum. Kolay olduğu zamanların süresi artıyor. Daha da artacağı zamanları bekliyorum.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

desensitization

            I am a bit confused in fact. They said   my translation skills of my emotions to words were advanced, however, when I write, my words do not feel quite enough. Confused. I want my headphones. Today, I am going to plant strawberries on my balcony. I am excited. It helps me to heal, to see them grow, to talk to them. My hands create new lives, and they are green. Whatever, I want to talk about something else today. My body perception. And you will think that it will be about my weight. Maybe some part, I am not sure yet. The flow will decide.             During my last therapy session, Ms. Özge said that it was my sleekest appearance after a long time. I answered, “Most of the time, looking pretty makes me feel too much”. Of course, we discussed it. And I am not going to write about it with "I said" - "she said". But here we go.     ...

15/16

I planned to do other things for this time of the day before I went to bed. Still, I am here. I cannot prevent the urge to write and obviously I cannot resist it. Some call it inspiration, I say toleration, the clarity of mind. If I cannot tolerate my feelings I cannot sit in front of this computer. I need my feelings to calm down, at least to be tolerateable. That is the reason I cease to write from time to time. I feel it without even attempting to write. When I think about the act of writing my stomach puckers up inside. I feel the nausea. The feelings punch me in the stomach. Always. Or maybe it was the residue of the countless attempts of suicides with medicines. Or it was, what was the left of Dünya. Anyway. So long I haven’t talked about the past of me. The origin of me. How I turned out to be like this. I went to İstanbul a couple of weeks ago, home- as mom would say. Something hit me hard during that visit about my sister. For the last couple of months, I was ...

4 nisan 20

Merhaba. Bugün onay meselesi kafamı kurcaladı yine. Regl olacağım bu arada, çok depresif gelirsem salın beni. Annemle heyecanla başladığım her telefon konuşması hayal kırıklığıyla son buluyor. Annemle dertleşmem gibi bir şey asla söz konusu değil. Annem benimle dertleşebiliyor ama ben annemle dertleşemiyorum. Ve her telefon konuşması benim kalbimin kırılmasıyla bitiyor. Hala beklentim var annemden demek ki. Hala annemden beklentilerimi bırakmamışım. Insan nasıl bırakabilir ki zaten. Her şeyi bırakabilir belki ama annesinden gelebilecek desteği beklemekten vazgeçemez gibi. Ama vazgeçmek zorundayım. Bir gün beni nasıl yalnız bıraktığını görebilsin isterdim ama annem öyle biri değil. Yani sadece öyle bir kapasitesi ve bilgisi yok. Ve geri kalan bütün bilgilere kendisini kapamış bir kadın. Suçlayamazsınız. Şu an güvenli bildiği bir alanda ve güvenli alanını bu saatten sonra bırakacak da değil. Herkese ve her şeye üzülmekten sinirlenmekten çok yoruluyorum bazen. Kendim de dahi...