galiba bugün biraz konuşmak istiyorum. aslında bir süredir konuşmak istiyordum. sadece ne yazacağımı bilmiyordum. hala bilmiyorum. ama bir şekilde başladıktan sonra geliyor düşünceler. makale yazarken de hep böyle olurum. beynim serbest çağrışımlarla çalışıyor. onları makale haline getirmek daha da zor. böylesi biraz daha iyi.
bir word dosyayı açıp da yazmadım bu sefer, bu yüzden büyük harflerimi satırlar arasındaki boşluklarımı veya paragraf başı girintilerimi bir kenara bırakıyorum bugün.
en son terapi seansımızda kilomdan ziyade yeme alışkanlıklarımı veya kendimi nasıl hep kocaman gördüğümü konuştuk. o günden beri işte, böyle düşünüyorum.
eski fotoğraflarıma dönüp baktığımda kilomla ilgili herhangi bir ekstrem durum göremiyorum. gayet normal kiloda genç bir kız görüyorum. ama hatırlıyorum kendimi nasıl gördüğümü veya nasıl hissettiğimi. kocamanım. beni bu kiloyla asla kimse beğenmez. tek derdim beğenilmek, sevilmek, anlaşılmaktı. üçü bir arada hiç olmadı. sevilmek biraz daha karışıktı tabi. bana kalırsa beni kimse sevmiyordu. annem de bunu arkadaşlarım açısından hep vurguluyordu. bunu şu an fark ediyorum. ve bütün çelişkiler, kendisini gerçekleştiren bütün kehanetler meğer hep orada başlıyormuş.
bedenime dair ailem tarafından olumlu yorum aldığımı hatırlamamakla beraber bana karşı sürekli bir ezme hali hatırlıyorum. belki yanlış hatırlıyorum bilmiyorum. hatıralar değişirmiş zamanla. ama insanlar da onlara nasıl hissettirdiğinizi unutmazmış gerçi. sanki bıraksalar bütün dünyayı altını üstüne getirme potansiyelim varmış da sürekli baskı altında tutulmam gerekiyormuş gibi hissediyordum. neden bırakmıyorsunuz kendim olayım. evet çok fazla potansiyelim vardı biliyordum. ama beni hiç bırakmıyorlardı sanki. bırakın ben olayım lütfen. bu yüzden kendimle ilgili olumlu bir şey hissetmeme hiç izin verilmezdi sanki. tam bir şeye sevinecek olurdum, eve geldiğimde hepsi giderdi. bazen benimle beraber sevineceklerine inanacak kadar saf olurdum. asla kimse sevinmezdi benimle beraber.
keşke beni öldürselerdi. daha az acıtırdı. yaptığım her şey yanlıştı. her şeyde bir hatam vardı. her şeyde hep birine zarar veriyordum hep ailemi üzüyordum. nasıl yapıyordum bunu. benden nefret etmelerini nasıl sağlıyordum? içimde müthiş kötücül bir şey vardı onlara göre. bana göreyse bambaşka bir şey. bu kötücüllüğü hem bedenim hem zekam hem de duygularım üzerimden vurguluyorlardı sanki sürekli.
hiçbir şeyim iyi değildi. hiçbir şeyim yeterli değildi. ölmek istemeye başladıktan sonra böyle olmaya başladı. bir yerden sonra hiçbir şeyim yeterli olmamaya. çünkü ergenliğe girmiştim. çünkü kimliğim oluşmaya ve kendini göstermeye başlamıştı ve artık herkesi mutlu, memnun etmeye çalışan asla sesi çıkmayan küçük bir kız değildim. artık aysu olmaya çabalıyordum ve herkesin en çok korktuğu şey de buydu.
ve bütün bu yetersizlik en sonunda kimliğim olmuştu. aysu eşitti hiçbir şeyi başaramayan, asla yeterli olmayan, her şeyi yüzüne gözüne bulaştırandı. çok geçmiş olsun.
bu yüzden belki de yemeye başladım. size ne istediğimi yerim, yiyeceğim işte, sözlerinizi dinlemeyeceğim. sürekli birileri ne yapıp ne yapmamam gerektiğini söylüyor. senelerce kendimi sizin yüzünüzden yemekten mahrum ettim. size beğendirebilmek için kendimi. istediğim şeyleri söyleyemedim. istediğim her şey zararlıydı. şu an bunu kontrol edemezsiniz ve ben istediğimi yaparım. istediğimle sevişirim. istediğimi yerim, istediğimi sıçarım. ve siz bunu fark ettiğinizde iş işten geçmiş olacak hiçbir şey yapamayacaksınız.
peki gerçekten istediğim neydi?
bir word dosyayı açıp da yazmadım bu sefer, bu yüzden büyük harflerimi satırlar arasındaki boşluklarımı veya paragraf başı girintilerimi bir kenara bırakıyorum bugün.
en son terapi seansımızda kilomdan ziyade yeme alışkanlıklarımı veya kendimi nasıl hep kocaman gördüğümü konuştuk. o günden beri işte, böyle düşünüyorum.
eski fotoğraflarıma dönüp baktığımda kilomla ilgili herhangi bir ekstrem durum göremiyorum. gayet normal kiloda genç bir kız görüyorum. ama hatırlıyorum kendimi nasıl gördüğümü veya nasıl hissettiğimi. kocamanım. beni bu kiloyla asla kimse beğenmez. tek derdim beğenilmek, sevilmek, anlaşılmaktı. üçü bir arada hiç olmadı. sevilmek biraz daha karışıktı tabi. bana kalırsa beni kimse sevmiyordu. annem de bunu arkadaşlarım açısından hep vurguluyordu. bunu şu an fark ediyorum. ve bütün çelişkiler, kendisini gerçekleştiren bütün kehanetler meğer hep orada başlıyormuş.
bedenime dair ailem tarafından olumlu yorum aldığımı hatırlamamakla beraber bana karşı sürekli bir ezme hali hatırlıyorum. belki yanlış hatırlıyorum bilmiyorum. hatıralar değişirmiş zamanla. ama insanlar da onlara nasıl hissettirdiğinizi unutmazmış gerçi. sanki bıraksalar bütün dünyayı altını üstüne getirme potansiyelim varmış da sürekli baskı altında tutulmam gerekiyormuş gibi hissediyordum. neden bırakmıyorsunuz kendim olayım. evet çok fazla potansiyelim vardı biliyordum. ama beni hiç bırakmıyorlardı sanki. bırakın ben olayım lütfen. bu yüzden kendimle ilgili olumlu bir şey hissetmeme hiç izin verilmezdi sanki. tam bir şeye sevinecek olurdum, eve geldiğimde hepsi giderdi. bazen benimle beraber sevineceklerine inanacak kadar saf olurdum. asla kimse sevinmezdi benimle beraber.
keşke beni öldürselerdi. daha az acıtırdı. yaptığım her şey yanlıştı. her şeyde bir hatam vardı. her şeyde hep birine zarar veriyordum hep ailemi üzüyordum. nasıl yapıyordum bunu. benden nefret etmelerini nasıl sağlıyordum? içimde müthiş kötücül bir şey vardı onlara göre. bana göreyse bambaşka bir şey. bu kötücüllüğü hem bedenim hem zekam hem de duygularım üzerimden vurguluyorlardı sanki sürekli.
hiçbir şeyim iyi değildi. hiçbir şeyim yeterli değildi. ölmek istemeye başladıktan sonra böyle olmaya başladı. bir yerden sonra hiçbir şeyim yeterli olmamaya. çünkü ergenliğe girmiştim. çünkü kimliğim oluşmaya ve kendini göstermeye başlamıştı ve artık herkesi mutlu, memnun etmeye çalışan asla sesi çıkmayan küçük bir kız değildim. artık aysu olmaya çabalıyordum ve herkesin en çok korktuğu şey de buydu.
ve bütün bu yetersizlik en sonunda kimliğim olmuştu. aysu eşitti hiçbir şeyi başaramayan, asla yeterli olmayan, her şeyi yüzüne gözüne bulaştırandı. çok geçmiş olsun.
bu yüzden belki de yemeye başladım. size ne istediğimi yerim, yiyeceğim işte, sözlerinizi dinlemeyeceğim. sürekli birileri ne yapıp ne yapmamam gerektiğini söylüyor. senelerce kendimi sizin yüzünüzden yemekten mahrum ettim. size beğendirebilmek için kendimi. istediğim şeyleri söyleyemedim. istediğim her şey zararlıydı. şu an bunu kontrol edemezsiniz ve ben istediğimi yaparım. istediğimle sevişirim. istediğimi yerim, istediğimi sıçarım. ve siz bunu fark ettiğinizde iş işten geçmiş olacak hiçbir şey yapamayacaksınız.
peki gerçekten istediğim neydi?
Yorumlar
Yorum Gönder