Ana içeriğe atla

3 şubat 2020


Merhaba, ne zamandır yazmıyorum bilemedim. Uzun zaman oldu sanıyorum ki.

Nedendir bilmiyorum, uyku kalitem çok düşük, geceleri uyumakta sabahları da uyanmakta zorlanıyorum. Uyandığımda kendimi önceki günden daha yorgun hissediyorum hatta. Gerçekten sebebini bilmiyorum. Sigarayı azalttım, geceleri uyku çayı içiyorum, yastıklarımı, yorganlarımı, her şeyi mütemadiyen temiz tutmaya çalışıyorum. Bir şey değişmedi. Belki de kilo aldığım için. Belim sürekli ağrıyor. Kahveyi de azalttım bu arada. Düzgün beslenmeye çalışıyorum.

Büyüme, yetişkin olabilme konusu son iki veya üç terapi seansımızın konusu oldu. Maddi problemlerden başladı bu konu. Ardından yaşıma geldi. Yazıyla da rakamla da yirmi yedi. Ben bu yaşımı göreceğimden hiç emin değildim. Bu yaşlarıma kadar mutlaka öleceğimi düşünürdüm. Ya uyuşturucudan ya da intihardan. Bu kadar yeterdi bana. Şimdi geri dönüp baktığımda doğru düzgün bir şey yaşamadığımı, hayatı kaçırdığımı bir şekilde ve gözlerimin kenarındaki kırışıklarla hayatımın ikinci yarısına yaklaştığımı görüyorum. Mutlu muyum bilmiyorum. Mutsuz muyum bilmiyorum. Ikisi de değilim aslında. Bekliyorum. Bir sabah gözümü açtığımda günlerin bir savaş değil de içinde rahatça yüzebildiğim bir gün olmasını bekliyorum. Mutluluk ve mutsuzluk amacım değil bu aralar. Bu ara evden işe gitmek için çıktığımda o yokuşun beni korkutmaması, o yokuşu kolay çıkabilmek amacım oldu. Çünkü her ikisi de gelip geçici şeyler. Her sabah uyandığımda farklı bir şekilde uyanıyorum ve bir önceki gün hissettiğim şey geçmiş oluyor. Aslında bir saat önceki hissim bile geçiyor ve sürekli yenisi geliyor. Bunları umursamak yoruyor en fazla zaten. Şu an umursamayı bırakmaya çalışıyorum. Çoğunlukla çoğu şeyi çok fazla umursadım çünkü.

Yetersiz hissediyorum. Yaptığım her şeyde yetersiz hissediyorum. Işe başladıktan sonra biraz daha arttı. Yeni bir alan. Kendimi denediğim, başa çıkmam gereken yepyeni bir alan. Zaman zaman onayını bekliyorum öğrencilerimin. Hele bir de yetişkin olunca öğrencilerim… Baş edebilirim. Beni merak etmeyin. Beni merak edin ama…

Hayaller, yeni amaçlar edindim kendime. Tutarlılık kısmı beni oldukça meraklandırıyor ama bu sefer giriştim işte. Adımlar attım küçük de olsa. Korkarak olmuyor çünkü. Her korkuma yenildiğimde olduğum yerden de geriye düşüyorum. Geri düşmek istemiyorum.

Neler söyleyecektim, neler yazdım. Size kırışıklıklarımdan, hayatımda ilk defa aynada suratımdaki kırışıkları incelediğimden. Yaşımın 27 olmak üzere olduğundan ve benim yetişkinlikten ölümüne korktuğumdan bahsedecektim. Terapistim bu yaşadığından çok daha kolay dedi. Emin olamıyorum yine de. En çok karar kısmı beni rahatlatacakmış. Şu an hiçbir şey benim kararım değilmiş gibi hissediyorum. Işin ironik yanı ise, yetişkin olmak da kararla başlıyor. Çağımızın en büyük sorunu zaten Peter Pan Sendromu değil miydi? Büyümeyi reddeden yetişkinler. Canım Aysucuğum.

Ben kararımı verdim. Daha kolay olacaksa büyümek istiyorum. Bu yolda elimden geldiğince de kendi kararlarımla ilerlemek istiyorum. Her zaman başarılı olmak zorunda olmadığıma karar vermem gerekecek önce. Bunu kabul etmem gerekecek. Büyümeye karar verdim. Artık “zorundasın” kısmını hayatımızın en büyük bölümü yapmayalım, olur mu Aysu?

Okulu bitirmek zorundayım.                                       Okulu bitirmek istiyorum.
Bir an önce iş hayatına atılmak zorundasın.               Hadi artık maddi özgürlüğümüzü kazanalım.
Buna katlanmak zorundasın.                                      Hayır değilim.
Ciddiye almak zorundasın.                                         Kimi ciddiye alacağıma ben karar veririm.
Iyi olmak zorundasın.                                                 Her zaman iyi olmak zorunda değilim.
Güçlü olmak zorundasın.                                            Kalkanlarımı indirebilirim.
Hatasız olmak zorundasın.                                          Hatasız olmak zorunda değilim. Hatalarım yüzünden kendimden nefret etmek zorunda değilim.
Hatalarım yüzünden kendimden nefret etmek zorunda değilim.

Hata yaptığımda da kendimi sevebilir ve bunu büyütmeden yaşayabilirim.
Bu böyle daha çok gider. Karar vermek hangi eşyayı alacağından, hangi rengi istediğinden, taşınmayı isteyip istemediğinden çok daha fazlası. Büyümeye karar vermek gibi mesela. Annemin bana hala çocuk gibi davranmasından çok daha fazlası. Bunu kabul etmek ve kendini feda etmeden onunla orta yeri bulmaya karar vermek mesela. Ona hissettirmeden veya onu kırmadan veya onu dışlamadan. Böyle düşününce yetişkinlik gerçekten daha rahatlatıcı görünüyor. Daha güven verici.

Öyle işte. Sizinle terapistimin benimle paylaştığı bir yazıyı paylaşmak istiyorum; İskender Paydaş; yuva ve yol üzerine
Sevgiyle kalın lütfen,

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

desensitization

            I am a bit confused in fact. They said   my translation skills of my emotions to words were advanced, however, when I write, my words do not feel quite enough. Confused. I want my headphones. Today, I am going to plant strawberries on my balcony. I am excited. It helps me to heal, to see them grow, to talk to them. My hands create new lives, and they are green. Whatever, I want to talk about something else today. My body perception. And you will think that it will be about my weight. Maybe some part, I am not sure yet. The flow will decide.             During my last therapy session, Ms. Özge said that it was my sleekest appearance after a long time. I answered, “Most of the time, looking pretty makes me feel too much”. Of course, we discussed it. And I am not going to write about it with "I said" - "she said". But here we go.     ...

15/16

I planned to do other things for this time of the day before I went to bed. Still, I am here. I cannot prevent the urge to write and obviously I cannot resist it. Some call it inspiration, I say toleration, the clarity of mind. If I cannot tolerate my feelings I cannot sit in front of this computer. I need my feelings to calm down, at least to be tolerateable. That is the reason I cease to write from time to time. I feel it without even attempting to write. When I think about the act of writing my stomach puckers up inside. I feel the nausea. The feelings punch me in the stomach. Always. Or maybe it was the residue of the countless attempts of suicides with medicines. Or it was, what was the left of Dünya. Anyway. So long I haven’t talked about the past of me. The origin of me. How I turned out to be like this. I went to İstanbul a couple of weeks ago, home- as mom would say. Something hit me hard during that visit about my sister. For the last couple of months, I was ...

4 nisan 20

Merhaba. Bugün onay meselesi kafamı kurcaladı yine. Regl olacağım bu arada, çok depresif gelirsem salın beni. Annemle heyecanla başladığım her telefon konuşması hayal kırıklığıyla son buluyor. Annemle dertleşmem gibi bir şey asla söz konusu değil. Annem benimle dertleşebiliyor ama ben annemle dertleşemiyorum. Ve her telefon konuşması benim kalbimin kırılmasıyla bitiyor. Hala beklentim var annemden demek ki. Hala annemden beklentilerimi bırakmamışım. Insan nasıl bırakabilir ki zaten. Her şeyi bırakabilir belki ama annesinden gelebilecek desteği beklemekten vazgeçemez gibi. Ama vazgeçmek zorundayım. Bir gün beni nasıl yalnız bıraktığını görebilsin isterdim ama annem öyle biri değil. Yani sadece öyle bir kapasitesi ve bilgisi yok. Ve geri kalan bütün bilgilere kendisini kapamış bir kadın. Suçlayamazsınız. Şu an güvenli bildiği bir alanda ve güvenli alanını bu saatten sonra bırakacak da değil. Herkese ve her şeye üzülmekten sinirlenmekten çok yoruluyorum bazen. Kendim de dahi...