Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

10 Aralık

“Bir gün buradan gideceğimi biliyorum” içimden bu cümle geçti dosyanın açılmasını beklerken. Bazı zamanlar cümleler beynimde şimşek gibi beliriyor. Öylesine, hiçbir amacı olmadan. En azından yüzeyde öyle görünüyor. Bilinçaltımın nasıl çalıştığına dair bir fikrim yok. Galiba artık öğrenmek de istemiyorum. Bazı şeyleri fazla didiklemek onu yaşamayı engelliyor diye düşünüyorum. Her neyse. Bir gün buradan gideceğimi biliyorum. Bir gün ellerimle kollarımı alıp, birbirine sarıp gideceğimi biliyorum. Nereye giderim bilmiyorum. Nerelerde uyanırım. Nerelerde tuvalete girer, yüzümü yıkarım bilmiyorum. Saçlarım yağlanır mı, yoksa toza sürüp öyle mi temizlerim bilmiyorum. Bir kere sokakta uyumuştum. Bir kere de uyuyamamıştım. Ha bir de çişim gelmese hiç uyanmayacağım sanırım. Bir gün ben de yaprakların gövdeye tutunduğu dal olacağım. Bir gün. Belki de bugün. Belki o bir gün çok uzakta ve yaşamım yetmeyecek ona uzanmaya. Belki de o bir gün hayatım içinde çok kısa sürecek ve hiç uzanmayacak ba...

17 Kasım

Hep bir yerden başlamam gerekiyor. Hep bilmediklerimden. Hep gözlerime kaçan her şeyden sorumlu olmam gerekiyor. Rüzgarı kontrol edebilmem. Kirpiklerimi köklerine yapıştırabilmem. Tozları uzak tutabilmem. Gerekiyor. Bir yerde. Hep. Hata. Yapıyorum. Mükemmel olmam gerekiyor. Her şeyi düzgün yapabilmem. Yoksa sevgiyi hak etmiyorum demektir. Mükemmel olmam gerekiyor. Bir ilişkimin olması içi mükemmel bir anlayışa, dışarı çıkabilmek için düzgün görünmeye, derse gidebilmem için her şeyi yapmış olmaya, arkadaşlarımla görüşmek için enerjik hissetmeye, kedilerimi hak edebilmek için mükemmel bir bakıcı olmaya, kitap yazmaya başlamak için, bir konu hakkında görüşlerimi savunabilmek için dünya üzerindeki bütün bilgileri biliyor olmaya, hayatımın bir önemi olması için hayallerimi gerçekleştirmeye, yaşamam için hayatımın bir öneminin olması gerekiyor. Ve bu yazıyı paylaşmam için bir önceki cümledeki dil bilgisi ve anlatım yanlışlarını gidermem gerekiyor. “makalenizdeki her dil bilgisi hat...

başlık

Daha iyi fikirlerim vardı başlamadan önce. Anlatacaklarım kafamda toparlanmış haldeydi. Ne değişti bilmiyorum. Bazı korkularımı nasıl yeneceğimi bilmiyorum gerçekten. Bazı öz güven eksiklerimi nasıl tamamlayacağımı bilmiyorum. Hala sevilmeye değecek yanlarım var mı diye düşünüyorum. Hala inanmıyorum birinin beni sevebileceğine. “Ben aşık olunmak için fazla sorunluyum”. Fazla başkayım. Biriyle tanıştım. Düşününce gülümsediğim biri. Ama sanırım kendime endişesiz gülümseme fırsatını tanımayacağım. Böyle şeyler hissettiğimde tamamen başka bir insana dönüşüyormuşum gibi geliyor. Aştığımı sandığım bütün şeyler geri geliyor. Bazen katatonikleşiyorum bazen de fazla oluyorum. Hiç emin olamıyorum ortasından. Ortası ne ki? Neyi paylaşmalıyım mesela? Hangisi aşırı olur? Ne desem salak gibi görünmem? Ya da bunu söylesem benim uğraşılmaması gereken biri olduğumu düşünür mü? Her halükarda beni biraz tanıdıktan sonra nefret eder nasılsa. Ya da ben bu korkuya daha fazla katlanamayıp giderim. ...

başlık 3

Çok uzun zamandır boş bıraktım buraları biliyorum. Ama bazen nadasa bırakmak da gerekiyor. Bazen ne bileyim. Her zamanki gibi ne yazacağım hakkında hiçbir fikrim yok yine. Içimde yeteri sakinliğe ulaşınca yazabileceğimi düşünüyorum ve iyi veya kötü bir şeyler çıkıyor her seferinde. E birikmiş oluyor nihayetinde. Bu yaz izole olmanın yıkıcı yanlarıyla beraber iyileştirici yanlarıyla da tanıştım. “çok kötü, asla iyi olamayacağım, asla normal bir insan olamayacağım, aşırı eziğim” düşünceleriyle geçen bir yazın sonlarına doğru bir gün gözlerimi açtım ve “oha ben gerçekten bir şeyler öğrenmişim” dedim. Herhangi bir derste bir şey öğrenmek gibi aslında. Uzun süre uğraşırsınız beceremiyormuşsunuz gibi gelir ve bir süre sonra “aa ben bunu öğrenmişim, yapabiliyorum lan” farkındalığı gelir ya öyle. Ama ben bunun bilgi öğreniminden asıl farkı ve en zor yanının bunun ders olmadığı kısmını vurgulamak istiyorum. Yapılacak doğru ve sağlıklı şeyin bilincinde olmak, onu uygulayabilmek ama yine de h...

başlık2

Şu an tam olarak neyden bahsetmek istediğim hakkında en ufak fikrim bile yok. Sadece yazmak istedim işte. İçimde toplanmış yumruları hep böyle dışa atmadım mı zaten. Bu da hikayemden bir alıntı olmayıversin. Bölük pörçük düşüncelerin bir arada toplandığı bir şey olsun yine. En sevdiklerim böyle değil miydi zaten. Şimdi yumru dedim ya acaba haksızlık etmiş olur muyum içimdeki garip hislere? Ne kadar haksızlık etmiş olurum ya da. Bir dakika soru işareti kullanmayacaktım bu yazıda. Soru işaretlerini sevmeyen bir yazı yazmak istemiştim. Cümleden özür dilerim. Belki affederse beni, ellerime bir şeyler bırakır. Belki bu sefer küllerini bırakır gazinin. Bakabilirim o zaman şaşkın şaşkın, ne garip diye. Bunu hep tekrarlarım aslında beni bir çocuktan ayıran bir şey yok. Beni bir çocukla bağlayan tek şey var.           İçim şişik gerçekten. Sorularıma cevap aradığım her yol şişik. Neden bu kadar sorularım var. Cümlelerim soru şeklini buluyor hep bir şekilde. Düz o...

otuzbirağustosikibinondokuz

   Sabah saat sekiz olmak üzere. Ve ben korkuyorum. Şimdiye kadar olamadığım her şey bin çuval dolusu taşa dönüşecekmiş ve başımdan aşağı boşalacakmış gibi. Sabah saat sekiz olmak üzere ve ben bugün babamın gelmesini bekliyorum.    Bir mesaj atmıştım. Yasal sorumluluklarını bildiren ve yapmadığı takdirde gerekli yerlere başvuracağımı söylediğim. Ne olduysa oluyor ondan sonra.    Telefonumda isim ve soyismiyle kayıtlı. Baba demek için bir çocuğun kalbinde neyin düzelmesi gerekir. “Baba”. Baba. Baba. Baba baba baba… Bilemiyorum.    Hava serin ayaklarım üşüdü. Ne imleyen ne de imlenen kafamda örtüşmüyor. İçimde de hiçbir şey birbiriyle örtüşmüyor. Duygularım bile örtüşmüyorlar birbirleriyle.    Sabah saat sekiz olmak üzere ve ben bugün babamın ne zaman geleceğini bilmiyorum. Tıpkı ne zaman gittiğini bilmediğim gibi. Tam olarak ne kadar süredir görüşmediğimizi, konuşmadığımızı bilmediğim gibi. Veya ne kadar kalacağını. Daha önce bi...

o hikaye

(Her neyse ben hikayeme başlayayım. En azından bu sefer böyle anlatmayı deneyeyim. En sevdiğim hikayemsilerimde ne anlattığımı ben bile bilmiyorum biliyor musunuz? Bu sefer anlayarak denemek istiyorum. Çünkü planlar yapmak, kurgular oluşturmak hiç benim becerebildiğim bir şey olmamıştı. Hep içimden gelenin peşinden sürüklendim, belki de içimden gelenin peşinden gidecek kadar cesurdum. Neyse).

Freud

This was a summary of one of my researches for an essay I have just found for searching something about Freud easy to write and understand. It is a collection of multiple resources so I cannot refer to any source since I hadn't written any below it. I started with Freud because I want everyone to understand how identities and thoughts are formed and he is the beginning of it, at least the well-known and accepted worldwide. Hope you enjoy. Freud generally related his theories to pleasure- unpleasure principle. He identified two topography of psyche, first of which consisted of unconscious, preconscious and conscious. Preconscious contains those elements which are outside our awareness yet can be recalled under certain circumstances. However, the unconscious is identified with the repressed contents in childhood. This dynamic referred to psychic forces’ conflict with each other and the result was the neuroses, in particular anxiety with the relation of ego. The second topograph...
Belki de masamın yerini değiştirmeliyim. Belki masamı da değiştirmeliyim. Belki hep sadece güzel yerlere bakmalıyım. Bilemiyorum. Neyse bunlardan konuşmak için gelmedim bugün. Hikayeme devam etmek istiyorum. Kendimi bildim bileli çok korkarım. Ama bu motivasyonu, nesnesi olmayan saf korku. İçimde bir yerde hayatıma devam ederken çok farkında olmadığım ama hayatıma çok hızlı devam edersem eğer kendini gösteren bir korku var. Bu hız olumlu da olabilir olumsuz da. Korku bunu pek önemsemiyor. Ben olsam ben de önemsemezdim. Lise dönemime dair neler anlattığımı hatırlamıyorum daha öncesinde ve bu çıplaklığı, doğal akışı bozmamak adına bakmayacağım o yüzden tekrarladığım yerler olursa sebebini biliyorsunuz şimdi. Lise dönemime dair neler anlattığımı hatırlamıyorum, zaten lise dönemimi de pek hatırlamıyorum. İlk iki senem hem psikolojik hem duygusal hem okul ilişkileri açısından hem de ailesel olarak oldukça zorlu geçti. Sonraki senelerde okul problemlerimi çözdüm en azından. Her şeyi an...

desensitization

            I am a bit confused in fact. They said   my translation skills of my emotions to words were advanced, however, when I write, my words do not feel quite enough. Confused. I want my headphones. Today, I am going to plant strawberries on my balcony. I am excited. It helps me to heal, to see them grow, to talk to them. My hands create new lives, and they are green. Whatever, I want to talk about something else today. My body perception. And you will think that it will be about my weight. Maybe some part, I am not sure yet. The flow will decide.             During my last therapy session, Ms. Özge said that it was my sleekest appearance after a long time. I answered, “Most of the time, looking pretty makes me feel too much”. Of course, we discussed it. And I am not going to write about it with "I said" - "she said". But here we go.     ...
ben geri geldim. beni kucaklayan her şeyi bir kenara koydum. beni kenara koyan her şeyi kucakladım. annemi özlüyorum. nasıl sevildiğimi hatırlamasam da sevilmeyi özlüyorum. annemi özlüyorum. babamı unuttum. hep... ellerim tek kıvılcımda yanmış. gözlerim sabah beş ışığıyla kör olmuş. ben de hep karanlıklarda bırakmışım kendimi. görünmez olmak için kendimi bir de siyahlara bürümüşüm. korkmuşum kendimden, iyi olmaktan, başarılı olmaktan, insanların beni görmesinden. hep kendi ayağıma taş koymuşum. kendi önümü kapatmışım. nasıl değişir bu bilmiyorum. nasıl koparım bilmiyorum. yirmi altı senenin verdiğini birden nasıl sıfırlayabilirim bilmiyorum. kendi kendime nasıl anne olurum bilmiyorum. ellerimi nasıl severim, nasıl yalnızlıktan çıkarım. nasıl öğrenirim yürümeyi, koşmayı, emeklemeyi, düşmeyi, yeniden kalkmayı, bisiklete binmeyi... kendi ellerimi ne zaman tutmaya başlayabilirim bilmiyorum. beni seviyor musun? beni görüyor musun? beni fark ediyor musun? hep bunu istedim senden. içimi gör...

18/18

Bir gün güzel bir çiftlikte yaşayacağıma eminim. Ve rüzgar saçlarımın ve kirpiklerimin arasından geçip gidecek, her sabah her gece.             Ama neyse. Hiçbir şeyden emin değildi. Kendi koydukları dahil bütün kuralları yıkmak istedi. Sürekli kendisine “Bir kuştan bile daha özgür olacağım” diye tekrarlardı. Bedenimden, ruhumdan kurtulmayı ne kadar istediğimi asla tahmin edemezsiniz. Yalnızca ailesinin, toplumun değil kendi duygularının da tutsağı olduğunu düşünürdü hep. Ağlardı, ağlardı ve güldü. Lisedeki yıllar, bomboş. Onları hiç hatırlamıyor. Ailesi uyuşturucu kullandığını düşünürdü. Odasında illegal bir şeyler ararlardı hep ama hiç bulamazlardı. Hastalığıydı onu böyle yapan. Sonradan anksiyeteye, travma sonrası stres bozukluğuna, depresyona, yeme bozukluğuna, borderline’a dönüşen bipolardı. Belki de hiçbiri yoktu ve sadece kendisiydi. Belki sadece farklıydı ve bunu kabullenemiyor bu yüzden onu garip hissettiriyorlardı. Bel...

17/18

I shall live on a beautiful farm I am sure of that. There will be breeze running through my hair and eyelashes every morning and night. Whatever. She was never sure of anything. She tried to break all the rules even the ones she made. She always said to herself “I am going to be free even more than the birds.” You can never understand how I want to break free from my body from my soul. She thought that she was a prisoner not only of her parents and of society but of her emotions as well. She cried, she cried, she laughed. Those years when she was in high school are blank. She does not remember them. Her parents, her family thought she was on drugs. They searched her room for some illegal shit, but they never found a single one. It was the disease what made her like that. Bipolar later turned out to Borderline mixed with Bipolar, Anxiety Disorder, PTSD, Panic Disorder, Depression, Eating Disorder. Maybe none of them has existed and she was just being herself. She was just different,...

16/16

Uyumadan önce şu an için başka şeyler yapmayı planlamıştım ama buradayım işte. Yazma dürtüsünü engelleyemiyorum. Belli ki dayanamıyorum da. Bazıları buna ilham diyor ama ben katlanabilmekle eş değer kılıyorum, zihnimin sakinliğiyle. Hislerime katlanamadığımda bilgisayarın önüne oturmak da pek mümkün olmuyor. Hislerimin sakinleşmesine ihtiyacım var, en azından katlanılabilir olmalarına. Bazen uzun zaman yazmamamın sebebi bu aslında. Daha elim klavyeye değmeden bunu hissedebiliyorum. Yazmayı düşündüğüm zaman midem içeride büzüşüyormuş gibi rahatsız ediyor. Bulantıyı hissedebiliyorum. Hisler sanki karnıma yumruklarıyla saldırıyor gibi oluyor. Sürekli. Belki de geçmişteki ilaçlarla kalkıştığım sayısız intiharlardan kalan bir histir. Belki de Dünya’nın bıraktığı bir etki. Neyse. Geçmişten, çıkış noktamdan bahsetmeyeli çok oldu. Buna nasıl dönüştüğümden. Birkaç hafta önce istanbul’a, eve – annemin deyişiyle- gittim. Hayatımdaki en sert farkındalığa varmış olabilirim. Son birk...

15/16

I planned to do other things for this time of the day before I went to bed. Still, I am here. I cannot prevent the urge to write and obviously I cannot resist it. Some call it inspiration, I say toleration, the clarity of mind. If I cannot tolerate my feelings I cannot sit in front of this computer. I need my feelings to calm down, at least to be tolerateable. That is the reason I cease to write from time to time. I feel it without even attempting to write. When I think about the act of writing my stomach puckers up inside. I feel the nausea. The feelings punch me in the stomach. Always. Or maybe it was the residue of the countless attempts of suicides with medicines. Or it was, what was the left of Dünya. Anyway. So long I haven’t talked about the past of me. The origin of me. How I turned out to be like this. I went to İstanbul a couple of weeks ago, home- as mom would say. Something hit me hard during that visit about my sister. For the last couple of months, I was ...

14/14

Just before I hang out the laundry, I had the energy to paint the whole house, mend things, meet a random person afterwards, do some crazy stuff, make love at some beach. Then I hang out the laundry. I still have the energy, but I lack the self-confidence to put them into practice. Oh, how I want to study, read books but these acts do not match with the energy within my mind and body. If I can study, read books and dance at the same time I would really like to do that. I could study and make love and go on journeys on mind in which I could run against the wind at the beach in a sunny day, that would create heavenly pleasure. Why not if I could laugh and get high with the people I do not know but feel very familiar somehow while I study Foucault, read the rest of Malone Dies and The Fifth Child and form a thesis statement with an outline? Why not if I could do all of them in a day. My inaction comes exactly from these clashes. It is not internal and external. It is just inte...

13/14

Çamaşırları asmadan önce bütün evi boyayacak, tamir edecek, sonrasında rastgele biriyle buluşacak, çılgınlıklar yapacak ve sahilde sevişebilecek kadar enerjim vardı. Sonra çamaşırları astım. Hala enerjim var, özgüvenim yok. Canım deli gibi ders çalışmak istiyor, deli gibi kitap okumak istiyor. Ama bu eylem şu an kafamdaki ve bedenimdeki hızla eşleşmiyor. Eğer hem kitap okuyup hem dans edebileceksem hem kitap okuyup hem sevişebileceksem neden olmasın. Hem ders çalışıp hem kafamın içinde güneşli bir gündeki sahilde rüzgara karşı koştuğum gezintiler yapabileceksem neden olmasın. Hiç tanımadığım ama aşırı samimi olduğum insanlarla deli gibi sarhoş olup yerlere düşüp kahkahalar atarken aynı zamanda Foucault çalışabileceksem, Malone Dies’ı, The Fifth Child’ı bitirip, thesis statement bulup, outline çıkarabileceksem neden olmasın. Bunların hepsini bir günde yapabileceksem neden olmasın. Eylemsizliğim tam olarak bu çatışmalardan kaynaklanıyor sanırım. İçsel ve çevresel değil bu çat...