Şu an tam olarak neyden bahsetmek
istediğim hakkında en ufak fikrim bile yok. Sadece yazmak istedim işte. İçimde
toplanmış yumruları hep böyle dışa atmadım mı zaten. Bu da hikayemden bir alıntı
olmayıversin. Bölük pörçük düşüncelerin bir arada toplandığı bir şey olsun
yine. En sevdiklerim böyle değil miydi zaten.
Şimdi yumru dedim ya acaba haksızlık
etmiş olur muyum içimdeki garip hislere? Ne kadar haksızlık etmiş olurum ya da.
Bir dakika soru işareti kullanmayacaktım bu yazıda. Soru işaretlerini sevmeyen
bir yazı yazmak istemiştim. Cümleden özür dilerim. Belki affederse beni,
ellerime bir şeyler bırakır. Belki bu sefer küllerini bırakır gazinin. Bakabilirim
o zaman şaşkın şaşkın, ne garip diye. Bunu hep tekrarlarım aslında beni bir
çocuktan ayıran bir şey yok. Beni bir çocukla bağlayan tek şey var.
İçim şişik gerçekten. Sorularıma cevap
aradığım her yol şişik. Neden bu kadar sorularım var. Cümlelerim soru şeklini buluyor
hep bir şekilde. Düz olmasını ister miydim peki hep. Hiç sanmıyorum. Ama sorular
da hiç bitmiyor. Sorularım beni çok seviyor. Ben çaktırmıyorum.
Hep kuşlardan, köpeklerden,
kedilerden, ağaçlardan, bulutlardan bahsederim ve sanki neyden bahsedersem bahsedeyim
onlardan hep bahsetmiş gibi hissederim. Sanki gerçekten söylenecek her şey
söylenmiş, anlatılacak her şey anlatılmış gibi. Ve ben kendini tekrarlayan bir
dikdörtgen olmuşum gibi. A ve B noktasının yeri aynı gibi.
Hiç mi konuşmadım sanki rüzgardan,
şekerleri seven O’ndan veyahut Lucy’den. Ah Lucy. Bana hep Selina’yı
anımsatıyorsun. Ve seni yazdıktan bir iki yıl sonra ayak bileğimin tam o
bahsettiğim yerini jilet bıçağı ile nasıl kestiğimi. Kendini gerçekleştiren
kehanet olsa gerek. Belki de
en içten halim olsan gerek. Neden Lucy bilemedim
hiç. Aklıma ilk o gelmişti ondan galiba. Çünkü o anda koymuştum o ismi
gerçekten de. Neden isim koyma gereksinimi duymuştum ki? Seslenmem gerekmişti
sanırım. Seslenmesem
ölürdüm o an belki de. Bence bir ihtimal ölürdüm. Belki
ölürdüm. Belki ölmezdim. Yüzde elli ihtimallere baktığım, dümdüz denklemlere
güvendiğimden
mi olmuştu gerçekten. Çok da mühim değil ya. Kimse mühim olmasını
istemez bence de.
Yeşil, mavi, gri, her şeyin o
kadar bi anlamı var ki. Yazdığım her kelime bu yüzden hep istemediğim anlamlar
taşıyor. Resim yeteneğim olsaydı keşke diyorum ama bu sefer de renkleri yetersiz
bulurdum gibi. Belki de renkleri saymak yerine sadece renk, renk, renk, renk
diye devam edersem belki olur. Oldu gibi de aslında.
İçimden geçen zihnimi meşgul eden
şeyleri anlatmak için kullanacağım şeyleri bile kısıtlamışlar. Neydi unuttum differance
olması lazımdı sanki. Neyse o bile yeterli bir loop sağlamıyor. Gerçi o da en kısıtlayıcı
şeylerden aslında. Gerçi- aslında. Aynı cümlede kullanılabilirler mi gerçekten.
Neyse.
Niye kimse ellerimi rahat
bırakmıyor tam olarak. Ellerim benim. Sahiplenmek istiyorum onları. Lütfen bırakın.
Bir şey de benim olsun istiyorum. En azından ellerim benim olsun.
Hala neden bir şeylere değer
olabileceğime inanmıyorum. Neden hala herkesi memnun etmeye çalışıyorum. Yani çoğu
insanı. Neden hala kaçıyorum. Hala kendime güvenemiyorum. olsun.
Taşlarla kim oynadı? Kim götürdü
en pürüzlüleri. En çok onlar bana lazımdı. Pürüzsüzler hiç beni sevmedi. Nasıl nefret
ediyorum çizgili kağıtlardan, defterlerden hele beyaz mavi çizgililerden. Nefret
etmiyorum. Sadece sevgi de beslemiyorum.
hepsi bu
Yorumlar
Yorum Gönder