Ana içeriğe atla

başlık


Daha iyi fikirlerim vardı başlamadan önce. Anlatacaklarım kafamda toparlanmış haldeydi. Ne değişti bilmiyorum.

Bazı korkularımı nasıl yeneceğimi bilmiyorum gerçekten. Bazı öz güven eksiklerimi nasıl tamamlayacağımı bilmiyorum. Hala sevilmeye değecek yanlarım var mı diye düşünüyorum. Hala inanmıyorum birinin beni sevebileceğine. “Ben aşık olunmak için fazla sorunluyum”. Fazla başkayım.

Biriyle tanıştım. Düşününce gülümsediğim biri. Ama sanırım kendime endişesiz gülümseme fırsatını tanımayacağım. Böyle şeyler hissettiğimde tamamen başka bir insana dönüşüyormuşum gibi geliyor. Aştığımı sandığım bütün şeyler geri geliyor. Bazen katatonikleşiyorum bazen de fazla oluyorum. Hiç emin olamıyorum ortasından. Ortası ne ki? Neyi paylaşmalıyım mesela? Hangisi aşırı olur? Ne desem salak gibi görünmem? Ya da bunu söylesem benim uğraşılmaması gereken biri olduğumu düşünür mü? Her halükarda beni biraz tanıdıktan sonra nefret eder nasılsa. Ya da ben bu korkuya daha fazla katlanamayıp giderim. Kimseye kendi korkularımı yüklemeye hakkım da yok nasılsa. Kimse benimle uğraşmak zorunda değil. Suçlayabilir miyim?

Yine yaptım. Yine “bak ben çok problemliyim, emin misin? Mutlaka yorarım seni” zırhımı geçirdim. Bu sefer erken döndüm fark edip. Ama bu hala pişmanlık duymadığım ve “öff çok fazla paylaştın geri zekalı, senin hakkında ilk günkü gibi düşünmüyor işte, mutlu musun?” düşünceleriyle boğuşmadığım anlamına gelmiyor tabi. Belki bu yazıyı da okur. Ya da okumaz bilmiyorum. Okursa yine çok fazla şey paylaşmış olacağım sanırım.

Terapiye başladıktan birkaç ay sonra terapistim bunu ona da yaptığımı söylemişti. Hatta “böyle yapıyorsun ama bu bana sökmez haberin olsun” diyerek yaptığım şeyi fark ettirmişti. Bir sene kadar devam ettim sanırım buna. Benden ne zaman bıkacak diye bir süre beklemiştim açıkçası. 21:38. En azından ilerlememizden memnun değilim gibi bir şeyler ummuştum. Bunu ummak ama aynı zamanda duymaktan korkmak. Sonra bir gün randevumu öne çekip anlatmaya gitmiştim. “İlişkilerinde de bunu yapıyorsun. Ya hiç paylaşmıyorsun ya da birden her şeyi vermeye çalışıyorsun, insanların kafası bu yüzden karışıyor” demişti.

Geçen sefer daha iyiydim. Böyle saçma davranmamıştım. Gerçi yine kalbim kırılmıştı. Belki o yüzden yine bu kadar saçmalamışımdır. Ama eski aysu olsa şimdiye çoktan gitmişti. Bütün bunlarla savaşıp sonunu görmeyi tercih ediyorum şimdi. Mantıklı ve sağlıklı olan yanım ağır basıyor artık.

Böyle çalışmalarda sürerli bir düz bir ilerleme beklenmiyor tabi. Ben de beklemiyorum. Bazen iki geri bazen beş adım geriye gidilebiliyor. Farkındayım. Sakin kalmamı sağlayan şeylerden biri de bu işte.

“I hate you but I love you” merhaba benimle tanışmış oldunuz. Özet cümlem.

Bana “çok soyut bir şeyi somutlaştırmaya çalışıyorsun” dedi. Daha doğru bir cümle kuramazdı. En büyük sorunu burada yaşamıyor muyum zaten. Bu yüzden yazmıyor muyum? Yani tamamen bu yüzden değil ama sebeplerinden biri. Havada dolanan ve soyut şeylerle baş etmek daha zor benim için çünkü. Belirsizlik. Etiketlemek değil yaptığım veya anlamamı kolay kılacak şey. Belirsizliği ortadan kaldırmak. O zaman “haa evet böyle diyebiliyorum”. Bir teşhisim olması da benim için bu yüzden önemliydi mesela. Ne olduğunu bilirsem ona göre davranabilirdim. Kendimi ona göre inceler ve düzeltmeleri ona göre yapabilirdim. Artık teşhisim umurumda bile değil.

Peki neden soyut şeyler beni bu kadar rahatsız ediyor? Neden belirsizlik beni bu kadar korkutuyor? Bunların hepsi tek bir yere bağlanıyor işte. Çocukluğuma. Ergenliğime. Niyetim ne olursa olsun sonuçlarına bakılarak yargılandığım eylemlerim yüzünden. Hep belirsiz, karmaşık şeylerle karşılaştığım için. “Bakarız” cümlesi en çok karşılaştığım cümle olduğu için. Sürekli söz verilip son saniyede hayal kırıklığına uğratıldığım için. Geçin duygularımı anlamayı öğrenmeyi, onların önemli ve normal olduğunu bile kimse söylemediği için. İşin sonunda kendi içimdekileri somutlaştırarak anlamak ve önem kazandırmak bir çeşit başa çıkma mekanizması haline geldi sanırım.

Bu konuyu daha önce terapide de konuşmuştuk ama üzerinde durmak için o kadar hazır değildim ki. Sanırım zamanı geldi. Yine inanılmaz ve inanılmaz yorucu bir mücadele olacak. Olsun. Kanımın son damlasına kadar savaşacağımı söylemiştim. Öyle de yapacağım.

Yorumlar

  1. "duru bir gök için vahşete katlananlar
    acıyı bir silah gibi göğsünde saklamalı" demiş Zekai Özger.
    Ne de güzel demiş��

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

desensitization

            I am a bit confused in fact. They said   my translation skills of my emotions to words were advanced, however, when I write, my words do not feel quite enough. Confused. I want my headphones. Today, I am going to plant strawberries on my balcony. I am excited. It helps me to heal, to see them grow, to talk to them. My hands create new lives, and they are green. Whatever, I want to talk about something else today. My body perception. And you will think that it will be about my weight. Maybe some part, I am not sure yet. The flow will decide.             During my last therapy session, Ms. Özge said that it was my sleekest appearance after a long time. I answered, “Most of the time, looking pretty makes me feel too much”. Of course, we discussed it. And I am not going to write about it with "I said" - "she said". But here we go.     ...

15/16

I planned to do other things for this time of the day before I went to bed. Still, I am here. I cannot prevent the urge to write and obviously I cannot resist it. Some call it inspiration, I say toleration, the clarity of mind. If I cannot tolerate my feelings I cannot sit in front of this computer. I need my feelings to calm down, at least to be tolerateable. That is the reason I cease to write from time to time. I feel it without even attempting to write. When I think about the act of writing my stomach puckers up inside. I feel the nausea. The feelings punch me in the stomach. Always. Or maybe it was the residue of the countless attempts of suicides with medicines. Or it was, what was the left of Dünya. Anyway. So long I haven’t talked about the past of me. The origin of me. How I turned out to be like this. I went to İstanbul a couple of weeks ago, home- as mom would say. Something hit me hard during that visit about my sister. For the last couple of months, I was ...

4 nisan 20

Merhaba. Bugün onay meselesi kafamı kurcaladı yine. Regl olacağım bu arada, çok depresif gelirsem salın beni. Annemle heyecanla başladığım her telefon konuşması hayal kırıklığıyla son buluyor. Annemle dertleşmem gibi bir şey asla söz konusu değil. Annem benimle dertleşebiliyor ama ben annemle dertleşemiyorum. Ve her telefon konuşması benim kalbimin kırılmasıyla bitiyor. Hala beklentim var annemden demek ki. Hala annemden beklentilerimi bırakmamışım. Insan nasıl bırakabilir ki zaten. Her şeyi bırakabilir belki ama annesinden gelebilecek desteği beklemekten vazgeçemez gibi. Ama vazgeçmek zorundayım. Bir gün beni nasıl yalnız bıraktığını görebilsin isterdim ama annem öyle biri değil. Yani sadece öyle bir kapasitesi ve bilgisi yok. Ve geri kalan bütün bilgilere kendisini kapamış bir kadın. Suçlayamazsınız. Şu an güvenli bildiği bir alanda ve güvenli alanını bu saatten sonra bırakacak da değil. Herkese ve her şeye üzülmekten sinirlenmekten çok yoruluyorum bazen. Kendim de dahi...