Daha iyi fikirlerim vardı
başlamadan önce. Anlatacaklarım kafamda toparlanmış haldeydi. Ne değişti bilmiyorum.
Bazı korkularımı nasıl yeneceğimi
bilmiyorum gerçekten. Bazı öz güven eksiklerimi nasıl tamamlayacağımı
bilmiyorum. Hala sevilmeye değecek yanlarım var mı diye düşünüyorum. Hala
inanmıyorum birinin beni sevebileceğine. “Ben aşık olunmak için fazla
sorunluyum”. Fazla başkayım.
Biriyle tanıştım. Düşününce gülümsediğim
biri. Ama sanırım kendime endişesiz gülümseme fırsatını tanımayacağım. Böyle
şeyler hissettiğimde tamamen başka bir insana dönüşüyormuşum gibi geliyor. Aştığımı
sandığım bütün şeyler geri geliyor. Bazen katatonikleşiyorum bazen de fazla
oluyorum. Hiç emin olamıyorum ortasından. Ortası ne ki? Neyi paylaşmalıyım
mesela? Hangisi aşırı olur? Ne desem salak gibi görünmem? Ya da bunu söylesem
benim uğraşılmaması gereken biri olduğumu düşünür mü? Her halükarda beni biraz
tanıdıktan sonra nefret eder nasılsa. Ya da ben bu korkuya daha fazla
katlanamayıp giderim. Kimseye kendi korkularımı yüklemeye hakkım da yok
nasılsa. Kimse benimle uğraşmak zorunda değil. Suçlayabilir miyim?
Yine yaptım. Yine “bak ben çok
problemliyim, emin misin? Mutlaka yorarım seni” zırhımı geçirdim. Bu sefer
erken döndüm fark edip. Ama bu hala pişmanlık duymadığım ve “öff çok fazla
paylaştın geri zekalı, senin hakkında ilk günkü gibi düşünmüyor işte, mutlu
musun?” düşünceleriyle boğuşmadığım anlamına gelmiyor tabi. Belki bu yazıyı da
okur. Ya da okumaz bilmiyorum. Okursa yine çok fazla şey paylaşmış olacağım
sanırım.
Terapiye başladıktan birkaç ay
sonra terapistim bunu ona da yaptığımı söylemişti. Hatta “böyle yapıyorsun ama
bu bana sökmez haberin olsun” diyerek yaptığım şeyi fark ettirmişti. Bir sene
kadar devam ettim sanırım buna. Benden ne zaman bıkacak diye bir süre
beklemiştim açıkçası. 21:38. En azından ilerlememizden memnun değilim gibi bir
şeyler ummuştum. Bunu ummak ama aynı zamanda duymaktan korkmak. Sonra bir gün
randevumu öne çekip anlatmaya gitmiştim. “İlişkilerinde de bunu yapıyorsun. Ya
hiç paylaşmıyorsun ya da birden her şeyi vermeye çalışıyorsun, insanların kafası
bu yüzden karışıyor” demişti.
Geçen sefer daha iyiydim. Böyle
saçma davranmamıştım. Gerçi yine kalbim kırılmıştı. Belki o yüzden yine bu
kadar saçmalamışımdır. Ama eski aysu olsa şimdiye çoktan gitmişti. Bütün
bunlarla savaşıp sonunu görmeyi tercih ediyorum şimdi. Mantıklı ve sağlıklı
olan yanım ağır basıyor artık.
Böyle çalışmalarda sürerli bir
düz bir ilerleme beklenmiyor tabi. Ben de beklemiyorum. Bazen iki geri bazen
beş adım geriye gidilebiliyor. Farkındayım. Sakin kalmamı sağlayan şeylerden
biri de bu işte.
“I hate you but I love you”
merhaba benimle tanışmış oldunuz. Özet cümlem.
Bana “çok soyut bir şeyi
somutlaştırmaya çalışıyorsun” dedi. Daha doğru bir cümle kuramazdı. En büyük
sorunu burada yaşamıyor muyum zaten. Bu yüzden yazmıyor muyum? Yani tamamen bu
yüzden değil ama sebeplerinden biri. Havada dolanan ve soyut şeylerle baş etmek
daha zor benim için çünkü. Belirsizlik. Etiketlemek değil yaptığım veya anlamamı
kolay kılacak şey. Belirsizliği ortadan kaldırmak. O zaman “haa evet böyle diyebiliyorum”.
Bir teşhisim olması da benim için bu yüzden önemliydi mesela. Ne olduğunu
bilirsem ona göre davranabilirdim. Kendimi ona göre inceler ve düzeltmeleri ona
göre yapabilirdim. Artık teşhisim umurumda bile değil.
Peki neden soyut şeyler beni bu
kadar rahatsız ediyor? Neden belirsizlik beni bu kadar korkutuyor? Bunların
hepsi tek bir yere bağlanıyor işte. Çocukluğuma. Ergenliğime. Niyetim ne olursa
olsun sonuçlarına bakılarak yargılandığım eylemlerim yüzünden. Hep belirsiz,
karmaşık şeylerle karşılaştığım için. “Bakarız” cümlesi en çok karşılaştığım
cümle olduğu için. Sürekli söz verilip son saniyede hayal kırıklığına
uğratıldığım için. Geçin duygularımı anlamayı öğrenmeyi, onların önemli ve normal
olduğunu bile kimse söylemediği için. İşin sonunda kendi içimdekileri
somutlaştırarak anlamak ve önem kazandırmak bir çeşit başa çıkma mekanizması
haline geldi sanırım.
Bu konuyu daha önce terapide de
konuşmuştuk ama üzerinde durmak için o kadar hazır değildim ki. Sanırım zamanı
geldi. Yine inanılmaz ve inanılmaz yorucu bir mücadele olacak. Olsun. Kanımın
son damlasına kadar savaşacağımı söylemiştim. Öyle de yapacağım.
"duru bir gök için vahşete katlananlar
YanıtlaSilacıyı bir silah gibi göğsünde saklamalı" demiş Zekai Özger.
Ne de güzel demiş��