Ana içeriğe atla

Kayıtlar

işte ben de yazıyorum bazen. gözlerimin oyuklarına hikayelerimi sıkıştırıp duyguları damıtıp damıtıp yazıyorum. duygusuz var olmadığım gibi duygusuz yazamıyorum da. aynı sebepten bazen yazıyorum. çünkü bazen duygularımla iyi anlaşabiliyorum.  -ve işte karşınızda dünyanın en tatlı sesli üç kızı- sokaktaki çocuklar söylüyorlar. dünyanın en masum sözcüklerini duymuş olabilirim. en umut dolu. en hayallerle dolu. çocuklarla geçirdiğim zaman sanırım hayatımda geçirdiğim en kaliteli zamanlar. gözlerimin içine bakışları, iltifat edişleri, hayatlarından öyle sıradan şeyler paylaşma arzuları, yanımda şımaracak kadar kendilerini rahat hissetmeleri... ne kadar kızsam da aslında kızamıyorum içten içe. bazen bir yetişkin gibi davranmalarını beklediğim doğru aslında, ama çocukluklarını aklımdan hiç çıkaramıyorum günün sonunda. hayatımda duymayı en sevdiğim iki sesten biri de çocuk sesi kesinlikle. sokakta oynayan, birbirlerine bağıran, şarkı söyleyen, annelerinden su isteyen çocukların sesi. "...
bir şey bir kere bozulunca neden geri alamyoruz? neden, hep yaraları taşıyoruz? çok garip yıllar önce olup bitmiş ve o zaman beni asla etkilememiş şeylerin acısını çekiyorum. garipten de öte aslına bakarsanız. bu kadar duygusal olmayı hiç istememiştim. ama görüyorsunuz adeta soyutluk sularında yüzüyorum. kırığım, buruğum, üzgünüm, bazen mutluyum, bazen heyecanlıyım, bazen utangaçım tıpkı dünya üzerindeki her insan gibi bazenim. bazen öyle bazen böyle bazen şöyle... ellerimi kumlara gömüyorum. ellerim, kumla pek iyi anlaşamıyor ama seviyor yine de. kum da ellerimi pek sevmiyor. bitti diyorum, buraya kadar. başarılarım bile tatmin etmiyor. eve girmek istemiyorum. evden çıkmak istemiyorum. oturup saatlerce düşünmek istiyorum, düşünürken sıkılıyorum. yazmak istiyorum, yazarken sıkılıyorum. ellerimi kumdan çıkarıyorum. tanecikler yapışmış. ellerimi kumla anlaştırmak istiyorum. tek istediğim anlaşmaları. ama kum istemiyor. yarım kalıyor yine her şey. yarımlıklar arasında bir k...
boşluklar dolmalıydı. boşlukların ardında kalan her hikayeyi sürüklemeliydi. biliyorum. bilince daha da zor oluyor. boşlukları kenara itiyorum. boşlukları boşaltıyorum. boşluklar konuşuyorlar. en son yıllar önce dinlediğim bir şarkı aklıma geliveriyor. youtube elimin altında ama açmıyorum. şarkıları biriktiriyorum günlüklerimde. günlüklerime dokunmuyorum. öpüyorum onları birer birer. bazen bir bina olmak istiyorum. bazen bir bina olmak istemiyorum. sözlüklerime bakıp bakıp yeni kelimeler bulmak istiyorum ama sözlüklerimi hiç açmıyorum. bazen yinelenen duygularla arkadaşlık etmek istiyorum, sonra ise bundan vazgeçiyorum. hayatımın akıp gittiği her kanalda taşlar bırakıyorum bana ait olmayan. varlığımdan sıkılmıyorum. varlığım küçük bir timsah oluveriyor. paragraflarla ne derdim var onu da bilmiyorum. ama böylesi rahatlatıyor. kendi kendine konuşan bir samur yeğliyorum. gözlerimi kamaştırıyor gece. gözlerimi kamaştırıyor gündüz. gözlerim hep şaşırıyor. bir gün vardı. o günden...
içimden sürüklenenler, dışımdan sürükleyenler... mutsuzluğumla mutluluğumu birleştirip yeni umutlara yelken açmak mümkün olsun isterdim. yeniden umutlara sahip olabilmek isterdim. son umutlarım biriyle beraber gitti. son umutlarım ellerimde parçalandı. kaybetmemiş gibi davranmaya çalışarak gerçekten kaybetmedim mi sanmaya çalışıyorum acaba. sorularımı attığım camdan hatırladıklarım çok kısa. sorularımdan hatırladıklarım çok fazla. bazen insan hiç büyümek istemiyor. bazen hiç şansı olmuyor. bazen o lükse sahip olanları çok kıskanıyor. içimde. inançlarımda. inançsızlıklarımda. yaşayışlarımda. seçimlerimde. korkularımda. her şeyimde. hiçbir şeyimde. gözle görebildiğim ve göremediğim. dokunabildiğim tadabildiğim. veya hiçbir şey yapamadığım her şeyde. gözlerimi açabilmek için. gözlerimi kapatabilmek için. yokmuş gibi davrandığınızda ortadan kaybolmuyor. yeniden umutlarınız yeşermiyor. elleriniz ısınmıyor.
şekerleri çok sever, biliyor musun? şekerleri neden sevdiğini de bilmez. sonra vazgeçer en sevdiği şey turşu olur. ondan da vazgeçer. neden o delikli yollarda yürüdüğünü biliyor musun? bana da anlatmadı. anlatmadığı pek çok şey arasından ikincisiydi bu. yine de delikli yolları çok sevdiğini biliyorum. en sevdiği şeyler arasında dördüncüydü.  bir gece kapı çaldı. pizza söylemiş, parasını ödeyip kapıyı kapattı. pizzayı mutfağa bıraktı ve odasına gidip bir bira açtı. bir yudum alıp onu da lavaboya döktü. oturduğum yerden her şeyi duyabiliyordum. sonra yanıma geldi. anlatmayacağı şeylerin beşincisinde yan yana oturuyorduk. gözleri dökülüyordu, ama, yere doğru giderken bir anda havaya savruluyorlardı gözleri. her düşen gözleri yerine yenisi geliyordu. her yeni gelen gözlerin renkleri farklıydı. sırasıyla mavi, kırmızı, yeşil, kahverengi ve sarı oldu. tekrarladı ama kendi göz rengi bir daha asla gelmedi.  sanırım en sevdiği renk turuncuydu. onu hiç görmedi. var olmayan bir reng...

bütün kadınlar

Merhaba Aysu, Bugün sana bir şeyler anlatacağım. Dinle. Çok uzun zamandır seninle konuşmadığımızın farkındayım. Şimdi tam zamanı. Bir süre önce bir şeyler yaşandı. Senin de dediğin gibi bir şeyler hep yaşanıyor. Bazen üzücü, bazen değil. Bir süre önce çok üzücü bir olay yaşandı. Dinle beni, kırgın ve kızgın olduğunu biliyorum. Korktuğunun da farkındayım. Mesele bütün bunların dışında demek isterdim aslında, ama değil. Sonradan fark ettim. Bütün bu mesele senin bu hissettiklerinle ilgili. Büyümen ve olgun bir kadın olma dönemin çok zorlu bir yolculuk haline dönüştü. Bir kadın olarak yaşayabileceğin pek çok büyük üzücü şeyler atlattın. Bu süreç içerisinde yalnız hissetmeni anlıyorum. Öyle olmasan bile, bu his seninle şu an farkındayım. Gelgitlerin yaşanırken, içinde olan hava durumu değişikliklerini ifade edemiyorsun, görüyorum. İfade etmeye kalktığında da sanki sen bile bu ifade şekillerini yadırgayacak gibi olmuyor musun? Ağlamak, bağırmak, gülmek... bunların hiçbiri değil. Yalnız...