duştayım. bacaklarımdaki çıkmış tüyleri jiletliyorum. su akıyor. banyonun ışığı güzel yansıyor ıslanmış ayaklarımda. gözüme öyle güzel görünüyor ki, kesiyorum ayak bileğimin arkasındaki kemiği. derin bir yarık, kan... yetmiyor. kenarlarını da kesiyorum. kanlar akıyor. "kanı sevmeyen kırmızıy sevemez" diyorum. oysa nasıl da karşıyım genellemelere, uyanık kaldığım süre boyunca, bütün hayatım genellemelerin içinde geçmesine rağmen. ben de onlardan biriyim. yetmiyor bu düşler, ayağımı koparıyorum. öylesine bakıyorum ayağıma. biçimsiz, itici. güzel olmayan şeyleri de severim oysa, kendim dışında. kanlar, suya karışıp pembe rengi yayıyor fayanslara. fayansalar da mor ama daha bir morlaşıyorlar böyle. deliğe bakıyorum, su gidiyor içine, akıyor. kan da akıyor. "akacak kan damarda durmaz!" diyip sırıtıyorum güzelce. kafamı çevirip ayağıma bakıyorum. tam da kapının önünde. kalkıp banyonun kapısını açıyorum;"önden buyurun lütfen!"kapıdan geçiyor ayağım. o anda ona 'lucy' diyorum. tekrar kapıda duruyoru lucy, bakıyorum."ne?!"dış kapıyı da açıyorum. ondan da geçiyor lucy. gülüyorum. kan akıyor ayağımı kopardığım yerden. lucy gidiyor önden, ben onu takip ediyorum. çıplağım. rüzgarda kuruyor üzerimdeki sular. hemen. saçlarım nemden kabarıyor. lucy koşuyor sanki."nereye?"arkasından koşaradım emekliyorum. kan hala akıyor. şaşılası...kanım bitmiyor. lucy o köprüye doğru gidiyor, anladım! ne yapacak? lucy gidiyor, ben de öyle. kimse dönüp bakmıyor bir de. alınıyorum. daha da güzeli, küsüyorum. ne şans!duruyor, mavi köprünün önünde lucy. adamlar balık bekliyorlar. ben de oturup omuzumdaki sivilceleri sıkıyorum. "bu kadar bira içmesem bunlar da çıkmaz." diyorum.lucy atıyor kendini köprüden, birden. şiirin dizeleri çakıyor göz çukurlarıma. peşinden atlıyorum ben de. e ne yapayım? o benim ayağım! oh, mis gibi mavi... "bira da mavi ve ferah olmalı mıymış acaba?" diye düşünüyorum. lucy'i arıyorum, açmıyor. "lucy, lucy, lucy... aç şu lanet olası algını!"her yer mavi, serin, soğuk, ıslak ve kirli. sonradan öğreniyorum, lucy başaramamış. bir balıkçının oltasına takılmış. balıkçı da onu lüfer diye evine götürüp pişirmiş. masasındaki 70'lik rakıya eşlik etmiş lucy, adamın midesinde. bir de şarkı söylemiş ; "heey!! ne duruyorsun be??" diye.
duştayım. bacaklarımdaki çıkmış tüyleri jiletliyorum. su akıyor. banyonun ışığı güzel yansıyor ıslanmış ayaklarımda. gözüme öyle güzel görünüyor ki, kesiyorum ayak bileğimin arkasındaki kemiği. derin bir yarık, kan... yetmiyor. kenarlarını da kesiyorum. kanlar akıyor. "kanı sevmeyen kırmızıy sevemez" diyorum. oysa nasıl da karşıyım genellemelere, uyanık kaldığım süre boyunca, bütün hayatım genellemelerin içinde geçmesine rağmen. ben de onlardan biriyim. yetmiyor bu düşler, ayağımı koparıyorum. öylesine bakıyorum ayağıma. biçimsiz, itici. güzel olmayan şeyleri de severim oysa, kendim dışında. kanlar, suya karışıp pembe rengi yayıyor fayanslara. fayansalar da mor ama daha bir morlaşıyorlar böyle. deliğe bakıyorum, su gidiyor içine, akıyor. kan da akıyor. "akacak kan damarda durmaz!" diyip sırıtıyorum güzelce. kafamı çevirip ayağıma bakıyorum. tam da kapının önünde. kalkıp banyonun kapısını açıyorum;"önden buyurun lütfen!"kapıdan geçiyor ayağım. o anda ona 'lucy' diyorum. tekrar kapıda duruyoru lucy, bakıyorum."ne?!"dış kapıyı da açıyorum. ondan da geçiyor lucy. gülüyorum. kan akıyor ayağımı kopardığım yerden. lucy gidiyor önden, ben onu takip ediyorum. çıplağım. rüzgarda kuruyor üzerimdeki sular. hemen. saçlarım nemden kabarıyor. lucy koşuyor sanki."nereye?"arkasından koşaradım emekliyorum. kan hala akıyor. şaşılası...kanım bitmiyor. lucy o köprüye doğru gidiyor, anladım! ne yapacak? lucy gidiyor, ben de öyle. kimse dönüp bakmıyor bir de. alınıyorum. daha da güzeli, küsüyorum. ne şans!duruyor, mavi köprünün önünde lucy. adamlar balık bekliyorlar. ben de oturup omuzumdaki sivilceleri sıkıyorum. "bu kadar bira içmesem bunlar da çıkmaz." diyorum.lucy atıyor kendini köprüden, birden. şiirin dizeleri çakıyor göz çukurlarıma. peşinden atlıyorum ben de. e ne yapayım? o benim ayağım! oh, mis gibi mavi... "bira da mavi ve ferah olmalı mıymış acaba?" diye düşünüyorum. lucy'i arıyorum, açmıyor. "lucy, lucy, lucy... aç şu lanet olası algını!"her yer mavi, serin, soğuk, ıslak ve kirli. sonradan öğreniyorum, lucy başaramamış. bir balıkçının oltasına takılmış. balıkçı da onu lüfer diye evine götürüp pişirmiş. masasındaki 70'lik rakıya eşlik etmiş lucy, adamın midesinde. bir de şarkı söylemiş ; "heey!! ne duruyorsun be??" diye.
Yorumlar
Yorum Gönder