Ana içeriğe atla
şekerleri çok sever, biliyor musun?
şekerleri neden sevdiğini de bilmez. sonra vazgeçer en sevdiği şey turşu olur. ondan da vazgeçer. neden o delikli yollarda yürüdüğünü biliyor musun? bana da anlatmadı. anlatmadığı pek çok şey arasından ikincisiydi bu. yine de delikli yolları çok sevdiğini biliyorum. en sevdiği şeyler arasında dördüncüydü. 
bir gece kapı çaldı. pizza söylemiş, parasını ödeyip kapıyı kapattı. pizzayı mutfağa bıraktı ve odasına gidip bir bira açtı. bir yudum alıp onu da lavaboya döktü. oturduğum yerden her şeyi duyabiliyordum. sonra yanıma geldi. anlatmayacağı şeylerin beşincisinde yan yana oturuyorduk. gözleri dökülüyordu, ama, yere doğru giderken bir anda havaya savruluyorlardı gözleri. her düşen gözleri yerine yenisi geliyordu. her yeni gelen gözlerin renkleri farklıydı. sırasıyla mavi, kırmızı, yeşil, kahverengi ve sarı oldu. tekrarladı ama kendi göz rengi bir daha asla gelmedi. 
sanırım en sevdiği renk turuncuydu. onu hiç görmedi. var olmayan bir rengi aradığını söylüyordu. sanırım ğal gibi bir şeydi. nasıl bir şey olduğu anlatmadığı şeyler arasında yirmi beşinci sıradaydı. 
şuraya bir yere not almıştım ama bulamıyorum. anlatmadığı şeylerin sayısını. 
o kadar kötü değildi aslında. her şey güzel gibi görünüyordu ama görünmeyen kısımlar hep o anlatmadığı şeylerin arkadaşıydı. 
bir şeyler anlatırken gözlerindeki o parıltıyı görmen gerekliydi. aslında anlatırken var oluyordu sadece. ve anlatmayışları bir var oluş sıkıntısının göstergesiydi. anlatarak harcamak istemiyordu varlığını. bilmediği çok şey vardı, tıpkı bildiği şeyler olduğu gibi... bildiği her şeyi bir kitaplığa istiflemiş ve koli bandıyla sıkıca bantlamıştı bütün kitaplığı. bilmediği şeyleri ise kapının önünde biriktiriyordu. bilmediği şeyleri not almıştım ama bulamıyorum nerede olduğunu. görmen lazımdı bir şeyler anlatmazken gözlerinin nasıl döküldüğünü. o aradığı renk asla belirmedi gözlerinde. 
bir yarış gibi düşündü bazı şeyleri. yürümeyi mesela, nefes almayı... bazı zamanlar ölecek diye korkuyordum. beraber kaldığımız süre içerisinde 855 kere bu korkuya kapıldım. altı ay geçirdik aynı evde. korkularım yersizdi. bir yolunu bulup kazanıyordu yarışları çünkü. 
ona soru sormayı bıraktığımda anlatmayışları çoğaldı bununla da kalmayıp yarışları kaybetmeye başladı. en son hatırladığım işeme yarışını kaybetmişti bir saniye ile. ondan sonra bilmediği her şeyi odamın kapısına bırakıp çıkmış evden. anlatmadığı şeyler ise, sanırım götürdü beraberinde. bulamıyorum. not almıştım. bir daha dönmedi. belki de anlatmadığı şeyleri başkalarına anlatmaya gitmişti. yarın gelir belki.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

desensitization

            I am a bit confused in fact. They said   my translation skills of my emotions to words were advanced, however, when I write, my words do not feel quite enough. Confused. I want my headphones. Today, I am going to plant strawberries on my balcony. I am excited. It helps me to heal, to see them grow, to talk to them. My hands create new lives, and they are green. Whatever, I want to talk about something else today. My body perception. And you will think that it will be about my weight. Maybe some part, I am not sure yet. The flow will decide.             During my last therapy session, Ms. Özge said that it was my sleekest appearance after a long time. I answered, “Most of the time, looking pretty makes me feel too much”. Of course, we discussed it. And I am not going to write about it with "I said" - "she said". But here we go.     ...

15/16

I planned to do other things for this time of the day before I went to bed. Still, I am here. I cannot prevent the urge to write and obviously I cannot resist it. Some call it inspiration, I say toleration, the clarity of mind. If I cannot tolerate my feelings I cannot sit in front of this computer. I need my feelings to calm down, at least to be tolerateable. That is the reason I cease to write from time to time. I feel it without even attempting to write. When I think about the act of writing my stomach puckers up inside. I feel the nausea. The feelings punch me in the stomach. Always. Or maybe it was the residue of the countless attempts of suicides with medicines. Or it was, what was the left of Dünya. Anyway. So long I haven’t talked about the past of me. The origin of me. How I turned out to be like this. I went to İstanbul a couple of weeks ago, home- as mom would say. Something hit me hard during that visit about my sister. For the last couple of months, I was ...

4 nisan 20

Merhaba. Bugün onay meselesi kafamı kurcaladı yine. Regl olacağım bu arada, çok depresif gelirsem salın beni. Annemle heyecanla başladığım her telefon konuşması hayal kırıklığıyla son buluyor. Annemle dertleşmem gibi bir şey asla söz konusu değil. Annem benimle dertleşebiliyor ama ben annemle dertleşemiyorum. Ve her telefon konuşması benim kalbimin kırılmasıyla bitiyor. Hala beklentim var annemden demek ki. Hala annemden beklentilerimi bırakmamışım. Insan nasıl bırakabilir ki zaten. Her şeyi bırakabilir belki ama annesinden gelebilecek desteği beklemekten vazgeçemez gibi. Ama vazgeçmek zorundayım. Bir gün beni nasıl yalnız bıraktığını görebilsin isterdim ama annem öyle biri değil. Yani sadece öyle bir kapasitesi ve bilgisi yok. Ve geri kalan bütün bilgilere kendisini kapamış bir kadın. Suçlayamazsınız. Şu an güvenli bildiği bir alanda ve güvenli alanını bu saatten sonra bırakacak da değil. Herkese ve her şeye üzülmekten sinirlenmekten çok yoruluyorum bazen. Kendim de dahi...