Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
 Merhaba, Tekrar'a alınmış şarkılarımla geldim yine. Bu beyaz sayfalardan başka bir yer yok dökebileceğim içimdeki alevleri, fırtınaları, heyelanları, depremleri... Hiçbir zaman olmadı. Hiçbir zaman da olmayacak. Kafamın ve kalbimin içindekilerle bir sandığın içerisinde sadece sayfalarla olacağım. Bir daha o sandığın açılmasına izin vermeyeceğim. Hep en zayıf yerlerimden vuruldum. Hep ötekileştirildim. Hep öteki oldum. Hep zor, hep sorunlu. Bir umut belki biri sorunlarımı görürdü, beni onlarla severdi. Bir umut belki biri bütün sorunlu düşüncelerimi alırdı ve ellerinde severdi onları. Bir umut. Bir umut sevgiyle iyileşirdim. Bir umut biri beni etiketlemezdi artık. Bir umut biri beni ötekileştirmezdi.  En son Teoman demişti, "sen korkutucu derecede dengesizsin." Hala saklarım o mesajını. Hatırlatsın bana herkesten uzak durmam gerektiğini diye. İşe yaramadı. Çok denedim, çok uğraştım. Çok denedim. Çoğu insanın içinden çıkamayacağı deliklerin içinden çıktım, yangınların için...

1 November 2025

      Beyaz mıydı gri miydi emin değilim. Bütün sessizliklerin içindeki tek sesin bir kaynağı olması gerekirdi. Sanırım geldiği yeri o da bilmiyordu.      Yine ve yine ve yine ellerimle... Ellerimle anlatıyorum diye mi acaba derdim ellerimle? Yoksa her şeyi kendi ellerimle yaptım algısı mı? Hayır ellerimi seviyorum. Ellerim bütün dertlerimin içinde biriktiği kase gibi. Bütün sorunlarımın, yaşanılanların, huzursuzluklarımın, mutsuzluklarımın içinde biriktiği bir kase.      Bir oyuncak yapacak olsaydım, kumaştan olurdu. Kumaşını dikkatlice dikerdim, gözlerini arardım her yerde, gözleri için hiçbir şeyi beğenmezdim. Bir oyuncak yapacak olsaydım ne yapardım? Bir bebek mi? Oyuncak ayı mı? Ne yapardım sahi bir oyuncak yapacak olsam? Bilmiyorum. Ne yapacak olsam mesela?      Yapacaklarımı sıraya dizdim mi? Numaralandırmam gerekiyor mu? Sağ baştan say hayallerim. Zaten senden bir bok olmaz diyip derse girmediniz değil mi? Suçlayabilir ...
 "Olsun demek de zor artık, çocuk düşlerimiz yok artık" Nasıl bir yerdeyim bilmiyorum. Hangi aşama? Hangi seviye? Bilmiyorum. Nereye gittiğimden de çok emin değilim.  Normali mi bu acaba yoksa ben mi çok vazgeçmiş haldeyim, bilmiyorum mesela. Görmeyen insanlara "ben buradayım" demekten o kadar vazgeçmişim ki.  Ben bir yaz yaşadım, o yazdan beri bütün yaz mevsimlerinden nefret ettim. Çok uzun seneler oldu. Belki 15 sene. Hala değişmedi. Her yaz mevsimi bir tür kötü anı veya deneyim taşıyor.  Dünya'yı da yaz mevsiminde bulup kaybetmiştim. Bir yaz mevsimiydi kendimi polis eşliğinde hastanede bulduğumda.  Belki o kadar kötü değildi bu yaz ama yine sevdiremedi kendini bana. Belki de ne yaşadıysam hem biri beni görsün diye yaşadım. Hep beni göremeyecek insanları seçtim. Babamdan mı kalmıştı bu? Her seferinde kalbim zaten kırılmış yerlerinden tekrar tekrar kırıldı. Bunun için sorumlu tutulacak tek kişi benim. Benim seçimlerim, benim tercihlerim ve benim kapılmak istedi...
 Vomit. Need I to say? Seeping through my ears, nose, mouth somehow cannot form itself. The need is necessary, the need is bountiful, and the need forcing.Yet, it cannot form itself.  Fight. Will never end. No need to emphasise. Burning, like an endless bonfire inside a casket. Yet, it cannot consume. Endless source.  Belonging. On a painting, watercolour. Will talking work? Will it take away shield formed long before I was born? Maybe in a swaddle in a cradle? Soft, cashmere like. Will it work?  Will. Fading away. Each day, a candle light amidst the storm. No questions asked in this atmosphere. Take away relationships. the need again. the Other. Problem. Solution. Freedom. Imprisonment. Fear. Courage. What I see in my eyes. 
      This song.  In the middle of the night and we are walking towards the rocks on the beach. Nothing happens, we just stare each other and enjoy the wind on a summer night.  There is trust, there is love, there is freedom.      This song, reminds me of the freedom.  Somehow we find our way into each other's arms day after day. Watching the stars among the sand, kissing each other while the wind caress our skin. I never forget how we loved each other on that night, alone in the balcony, choosing songs one by one.  Our words embracing each other on the air, they feel familiar, they feel belonged. The sun and the moon were not taking turns during our days, they were existing together. A new form of life, we discovered.  This song, somehow, reminds me of those days.  We tried. We kept all the possibilities on the shelf, tried them one by one. This song reminds me something we had, we lost and we will never have. I will never hav...

Babalar Günü

      Babamla ilgili kafa yormayı bırakalı biraz oldu.  Yetişkin bir kadın haline bürünürken babamla ilgili hislerim zaman içinde sürekli değişti. Şimdi ise olduğu yerde büyük bir öfke var.     Her babalar gününde "Siktir et, düşünme. Senin gerçeğin bu ve kabullen." diyorum hep kendime ama içimin bir tarafında üzülmeyi bırakmayan bir yan var.      Bir babalar gününde kendi babamın beni nelerden mahrum bıraktığını söylemek istedim - Özellikle koşulsuz baba sevgisi. Babamın sevgisi iletişimde olduğumuz zamanlarda bile hep koşulluydu. Sırf onunla konuşabilmeye devam etmek için ihtiyaçlarımdan (maddi- manevi) bahsetmediğim çok zaman oldu. Bazen yeter be o benim babam, ondan yardım istemeyip kimden isteyeceğim dedim ama bu onu hep kaçırdı. Benden uzaklaştırdı.  - Güven duygusu. Kendim dahil hiç kimseye güvenmiyorum. Düşersem beni tutacak hiç kimse yok. Çünkü hiç kimseye düştüğümü söyleyemem. Söylesem de her zaman "sorun değil, ben altınd...

11 Mayıs 2025

     Bilmiyorum ne hissettiğimi. Bilmiyorum, nasıl yaşadığımı, nasıl hayatta kaldığımı ve günüme nasıl devam ettiğimi. Nasıl yenildiğimi de bilmiyorum.     Hep Aysu olmak için verdiğim savaşlarda nasıl yenildiğimi bilmiyorum. Ben bir yere gidemem, ben hep buradayım aslında ama sanki gitmiş gibiyim. Sıradanlaşmak için o kadar uğraştım ki, en sonunda görünmez hale getirdim kendimi. Ama bu bile fazla geliyor bazen. Artık o kadar sıradanlaşmak istiyorum ki kişiliğim hiç kalmasın istiyorum. Dropshipping ile satılan Çin malı bir eşya gibi. Olmak istediğim.     Akıntıya doğru yüzerken daha çok zorlukla karşılaşıyordum. Akıntıya karşı yüzmek bazı şeyleri kolaylaştırdı. Ama vazgeçtiğim ve bıraktığım çok şeyler oldu. Keşke diyorum, keşke aslında olduğum insan bu kadar zor olmasaydı. Keşke Aysu'nun yanında durabilmek zor bir iş olmasaydı.      Çocukluk fotoğraflarıma baktığımda gördüğüm sanki kendim değil de küçük kardeşim, yeğenim, kuzenimmiş gibi...
 En iyi yerlerinden kırılan tüm dallar için tuttuğum yas. Hiç bitmeyecek olan melankoli için. Hiç yürümeyi öğrenemeyecek bebekler için.   Ne zaman başladığını bilemedim bu yasın ben. Neyi kaybettiğimden bile emin değilim. Kaç yaşındaydım. Neredeydim. Nasıl bir yerde varlığım devam ediyordu, saat kaçtı? Bilmiyorum. Tek bildiğim hiç bitmeyen bir yasa bir zamanda varmış olduğumdu. Hiç bitmeyen bir hüzün. Hiç bitmeyen bir karartı. Tüm varlığımı kaplayan ve bütün tişörtlerimin yakasına yapışmış bir melankoliyle buluşmuş olduğum.   Verdiğim savaş mitolojik savaş hikayelerine yakışırdı aslında. Bir tek kahramanın yolculuğu olamazdı ama. Ben kaybeden taraftayım çünkü. İyi ve kötünün sınırlarında gezinmeyen bir savaştı bu ama. Yalnızca kaybeden ve kazanan vardı. Zaten iyi de kötü de hikayenin neresinde durduğunuza göre değişmez miydi?   Yeterince yakın olmazsanız eğer her şeyin çok yolunda olduğunu düşünürsünüz benim için. Bir adım ötede kalırsanız bu kadar vaz...
 Belli ki kırgınım herkese. Bütün heveslerimi kırıldıktan sonra içimden artık gelmeyen şeylere karşı kızmalarına da çok anlam veremiyorum.  Belli ki çok kırgınım herkese. Hiç tahmin etmezdim böyle olacağımı. Senelerce sevgisini ve onayını kazanmak için deli gibi çırpındığım insanlara karşı bu kadar isteksiz olacağım hiç aklıma gelmezdi. Bu kadar kırgın oluşum üzüyor beni.  Terk edilmiş biriyim. O kadar çok terk edildim ki artık hiçbir çaba kucaklamıyor beni. Çok bir çaba gösteren de yok gerçi.  Kendimi çok değersiz hissediyorum. Artık değerimi kanıtlamak için uğraşasım da yok. Değer göreyim de uğraşasım da. Kimseye sarılmak da istemiyorum. Sevilmek de artık çok yabancı.  "Somewhere only we know" değil artık "somewhere only I know".  Ülkeden umudum var hala ama kendimden yana umudum kalmadı. Böyle devam edecek ve bu şekilde görünmez bir şekilde yaşayacağım hayatıma devam edeceğim. Keşke ötenazi burada da kabul görseydi.