Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

bütün kadınlar

Merhaba Aysu, Bugün sana bir şeyler anlatacağım. Dinle. Çok uzun zamandır seninle konuşmadığımızın farkındayım. Şimdi tam zamanı. Bir süre önce bir şeyler yaşandı. Senin de dediğin gibi bir şeyler hep yaşanıyor. Bazen üzücü, bazen değil. Bir süre önce çok üzücü bir olay yaşandı. Dinle beni, kırgın ve kızgın olduğunu biliyorum. Korktuğunun da farkındayım. Mesele bütün bunların dışında demek isterdim aslında, ama değil. Sonradan fark ettim. Bütün bu mesele senin bu hissettiklerinle ilgili. Büyümen ve olgun bir kadın olma dönemin çok zorlu bir yolculuk haline dönüştü. Bir kadın olarak yaşayabileceğin pek çok büyük üzücü şeyler atlattın. Bu süreç içerisinde yalnız hissetmeni anlıyorum. Öyle olmasan bile, bu his seninle şu an farkındayım. Gelgitlerin yaşanırken, içinde olan hava durumu değişikliklerini ifade edemiyorsun, görüyorum. İfade etmeye kalktığında da sanki sen bile bu ifade şekillerini yadırgayacak gibi olmuyor musun? Ağlamak, bağırmak, gülmek... bunların hiçbiri değil. Yalnız...
beyaz bulutlardan oluşan gökyüzünün altında yürüyordum, henüz bir şey yoktu. ufalanmış çay yapraklarıyla birleştiğimde de bir şey yoktu, kahve çekirdekleriyle konuşmaya başladığımda da. aslında herhangi bir zaman ya da koşul altında da bir şey yoktu. bir şey varmış gibi davranan biri vardı. hiçbir zaman bir şey yoktu. küçük bir alan oluşturmuştu arkadaşlarım, birbirimizi anlayabildiğimiz, hak vermesek bile anlamaya çalıştığımız, saygı duyduğumuz düşüncelere sahiptik. düşündüğüm zaman, arkadaş adı altında sevmediğim kimseyle karşılaşmıyorum artık, mutlu ediyor beni bu. öte yandan bir duvar örüyor dış dünyaya, bizi hiç anlayamayacak insanlar mevcut. reddetmiyorum bunu da sanki bundan kaçarcasına yaşıyor gibiyim. bir kaçış mı derseniz bu, belki bir kaçış belki de değil şu an karar veremiyorum. süregelen hayatım boyunca "neden" kelimesinin kritik bir önemi var hayatımda. yanına soru işareti koyup kendime yönelttiğimde bambaşka bir dünyayla karşılaştırıyor gibi beni kendimle. be...
bir vazgeçiş sancısı içinde kıvranmayı anlatacağım bu sefer, eğer iyiyseniz okumanızı tavsiye etmiyorum. bilirim, hep iç karartıcı yazarım, hiç mutlu olmamışım gibi, hep kötümser gibi, sanırım yalnızca böyle anlarda konuşasım geliyor. belki de kendi içimde bir karar anı yaşıyor ve her nedense bunu ulu orta yapıyorum. aslında bireysel olmayan konular hakkında yazmak endişelendiriyor beni, bu yüzden ben de bireyselliğime döndüğüm her an kendimi burada buluyorum. içselleştiğim her yerde hüzünleniyorum da. bir vazgeçiş sancısı demiştim ya, öyle oluyor gerçekten. nedendir bilinmez ama içimde her şey çabuk olup bitiyor, bir kaç şey dışında. bazı şeyler beklemeye değer oluyor. yine de 22 yıllık hayatımın yarısından fazlasında tek bir şeyi gerçekten arzuladığımı düşünüyorum. kendimi sadece onunla bulduğumu, orgazm derecesine varıncaya zevk aldığım tek bir şey olduğunu biliyorum. yine de her insanın şanslı doğmadığını kabullenme aşamasını geçtim. belki yeterince çabalamıyorum, bilmiyorum. la...
ne gelirse öyle yaşayarak gelinen yerlerle buluştum dün.  bugün ise başka yerlerle, yarın nerelerle buluşacağım, bilmiyorum, sakin kaldığım her günün acısı bir yerden çıkmıyor, yok yalan öyle şeyler, sakin kalma zorunluluğu ya bunların hepsi, hikayeler anlatıldı, bazı şeyler üstüne,  hikayeleri yutanlar vardı, gördünüz mü? hikaye yutmak ne ayıp şeydir, anlatamadım bir türlü yürüdün, yürüdün ve geldin buralara, buralarda neler var? nelerle içli dışlı olacaksın? biriken o çakıl taşlarını nehrin ağzında, kiminle paylaşacaksın ağzımı açıyorum, bir çeşit su, karnımı şişiriyorum, aynısı sanırım okyanusta yaşıyorum, okyanusun başkentini aramaya yelteniyorum durduruyorlar, kokumu seviyorlar, sonra, e tuz kokuyorum, biraz da ter kokum var içinde, tabağınıza ister misiniz? galiba okyanustayım ve yüzüyorum  sanırım solungaçlarım da var, ne mutlu bana, yukarı çıktıkça koyulaşıyor mavi, yeteri kadar gidildiğinde siyah da oluyormuş beyaz p...
gözlerinizi görüyor musunuz? çürümek değil bu. çürürken böyle olmaz gözler. nereye gittiğinizi biliyor musunuz bilmeseydiniz keşke. götürdükleriniz getirdiklerinizle eş değer fakat, ne olduğu belli değil. belli olsaydı böyle olmazdı. kırdığınız her şişe için bir salyangoz yapışacak size bize. neden diye sormaya ne zaman başladım yeniden. kalbimi kıran soruları ne zaman sormaya başladım yeniden. neyse teşekkür ederim. günaydın. ek olarak merhaba. parçalanan her kemiğin kırılan noktasını çekip çıkaracak mıyız şimdi ya da çekip çıkarmalı mıyız şimdi korkup kaçacak kadar ne yaşamadın ne kadar yaşamadın da korkuyorsun bu kadar. yenileyebiliyor muyuz bunları kime anlatabiliyoruz. kimseye anlatmayalım bence sus bir. her şey bu kadar değil gerçekten kaybetmiş sayılıyor muyuz kızgın olmalıydım, kırgınım. kırgın olmak istemiyorum.  iyi tamam. bu kadar yeter.
günaydın. gömleklerime sürdüğüm sümüklerimin arasından çıktım, iyi geceler demek için sana. zaten uyanamadığın bir güne iyi geceler demek zorunda kaldık. ne oldu, nasıl oldu inan anlamadım. anlayamadım. neden acısı hep sonradan çıkar böyle şeylerin. neden tarifi olmaz, neden anlatılamaz. tuz kokulu bir rüyaydı. kabus demeye dilim varmıyor. insan böylesine güzel bir şeye nasıl kabus der ki. delirmeye yüz tuttu kafam. seninle birlikte gitmek istiyor. sana yaşama hakkı vermeyen her şeye direniyor. seni böyle nasıl sevebilirim şimdi. nasıl seninle aşık atabilirim, hayat konusunda. sana yenildim. gidişinle yendin beni. hayatımda hiç bu kadar korktuğumu ve acı çektiğimi hatırlamıyorum. seninle nasıl olacağımı bilmeden, şimdi sensiz nasıl olabilirim onu kestiremiyorum. bunu nasıl derine gömeceğimi bilmiyorum. nasıl affedeceğimi kendimi. nasıl affedeceğini beni. güneş ışınlarının arasından beni nasıl selamladığını, ter parçacıklarımın arasından.... mavi kelebek, kırmızı,.. hayal ...
gündüz düşlerinin içini açtı bir martı, beyaz bir halıda yuvarlanan gözleriyle baktı, dansların sebebi sorulacaktı, kaynayan suya atılan her bir taş, çıktı içinden dallarla varlığından güzel olan şeyleri sorgulamaya başlayan her küçük gibi, bir büyük olmaya kararlı ayaklarıyla baş etmeye çalışıyor güzellikleri görmezden gelmeyi nasıl başarıyorsun söyle, bir mezar kazılıyordu, bir tabuta yaklaşılıyordu, bir mezar, böceklerin fışkırdığını böyle güzel olamayacaktı, açacaktı  "aç kapağını, aç" her hikayemi yarım bırakıyordum,  beynimin içinden fışkıran böceklerin haddi hesabı yok dağılıyorlar dört bir yana, akıyorlar her hikayem yarım kalıyor, binlerce hikaye oluyor ve her biri yarım kalıyor yüz binlerce böcek gözlerimden fışkırıyor okşuyor kirpiklerimi binlerce pirenin ayakları pulları dökülüyor duygularımın doğru ezgiyi bulunca dans ediyor bütün omurgasızlar, omurgaların arasında dans ediyorlar, kimse herkes, tanelerce kumun üzerinde  tane...
savunamayacağım varlığımı, yanlışlarımı yüzüme vura vura yürüyerek, bulunduğum her noktada açacağım kapılarımı, lütfen, lütfen demeyi bırakacağım. kırılan her kemiğimi, iyileştirmek için yaptığım bu noktasal seçilimde bir düşüşün yara izlerini taşıdığım için saklanıp kalıyorum. saklanıyorum. gökyüzünden aşağıda kalabildiğim her an için bir mum yakıp oturuyorum yatağıma. neler gözden çıkıyor biliyor musunuz? neleri gözden çıkarıyor ve nelerle yaşamaya çalışıyorum. özür dilerim. olmadığım her insan için sizden özür dilerim. benden uzak durmanız için daha neler yapabilirim bilmiyorum. gün be gün yiten duyguları size daha ne kadar verip ne kadar kendimden sapabilirim bilmiyorum. uykuyu düzenleyen ve geçmişin tozsuz yaprakları arasına ne kadar sığınabilirim inanın bilmiyorum. hatalarımı telafi adı altında daha ne kadar batırabilirim onu da bilmiyorum. kaçabildiğim her sayfada bulduğum böceklerden kaç tane daha...... siz konuşurken, sizler konuşurken, parçalardan oluşan bütünlerin h...
bilseydiniz olmayacaktı böyle. üzgünüm, çok üzgünüm. bilseydiniz olmayacaktı işte böyle. küçük hesaplarınızla boğuşurken, küçük hesaplarınıza sığınırken siz, bilseydiniz keşke.
bir süredir ne anlamı var diye kafam kurcalanıyor. ne anlamı kaldı yazmanın, anlatmanın, onu yaşamak dururken. yazmanın anlamsızlığı, gerekliliği ve gereksizliği arasında gel- gitlerime kucak açtım oturuyorum. fakat his ya bu, tutku ya bu durmuyor işte. belki de hiçbiri değil. sadece alışkanlık. kafam kurcalanıyor, kafam gökyüzüne eriyor. düşüncelerim beynime sığmıyor. kendimle ilgili sorunlarım arasına karışıyorum. kendimle kavgam hiç bitmiyor. kendimle olan kavgamı bitirmeden başka kavgalar edinmek istemiyorum. varoluşuma sığamıyorum. daha doğrusu varoluşum bana sığmıyor. derin denizlere akıyorum, gürüldeyerek. sonra aklıma geliyor. bitkileri de tutsak ediyoruz saksılarda. izin vermiyoruz köklerinin yayılmasına, dallanıp budaklanmasına. kafam kurcalanıyor. düşüncelerim karıncalanıyor. varlığıma bir yol bulmuştum, gidiyordum. yanlış çıktı yol. kayboluyorum yeniden ve bu doğru oluveriyor. gerçekleşmek istemiyorum. gerçekleşen her şey büyüsünü kaybediyor. gerçekleşmek uğruna savuru...
tamam artık. bitti. saklandığınız yerden çıkabilirsiniz. saklanmak zor olandı, şimdi kolaya geçmeliyiz. tamam artık. bitti.yok olmak istemiyor kimse. ellerim üşüyor. parmaklarım buz tutmuş halde. karanlık. durun. söylemeyecektim. tamam. artık bitti. güzel şarkıdır dinleyin.
bütün bu beddualar kimden.doğumumda kim istemedi beni.kim yıktı bütün varoluşumu.bu gece üzgünüm.bu gece gerçekten üzgünüm.  korkmadığım her ne varsa onlar da vurdu yüzüme korkulasılığı.. sanki çok mu cesurdum. kusura bakmayın eriyorum. kendi eriyişimi izliyorum. yok olmak istiyorum, yok olabilsem... eridiğimle kalıyorum.  bırakın ne olur artık kalmayayım. ben kalmayayım. bırakın, benden hiçbir şey arda kalmasın. hiç olmadı saklanayım yok oluşuma. oralarda bir yerlerde saklanayım ve hiç bulunmayayım.  bir şeyler vardı bende, nereye götürdüler bilmiyorum, bilmiyorum neden oluyor. bunların modası geçmemiş miydi deyişleriniz kulağıımda yankılanıyor. bu öyle bir şey değil. her düşüşümde hatayı kendimde arayışlarım ve yankılanışları düşüşümün, mahvediyor. tüketiyor.  yok olmakla son olmak arasındayım. ya da hiç olmak. bir şey olamıyorum. aslına bakarsanız hiç bile olamıyorum. hiçlik özgürlüktür, onu bile beceremiyorum. havada asılı kalışlarım arasında sonsuz ke...
portishead - gloomy sunday I was only dreaming... rüyalara mı girelim istiyorsunuz. hadi girelim. ütopik bahçelerde sonsuza dek dolaşmanın mutluluğunda kalalım. belki de hayatı olmadığı gibi gördüğümüz içindir bu varlıkların dolaşma sebepleri. ellerim titriyor, sigara düşüyor. bir saniye bekleyiverseydiniz. inanın ne yazacağımı bilmiyorum. bir hikaye anlatmak istiyorum aslına bakarsanız ama bu hikayeden korkup kaçma imkanınız beni yerle bir ediyor. sonsuza kadar koşmak ve konuşmak dünyamı dar ediyor. kendimi güzel yok ettim o gece. harikalar yarattım yok olmak adına. bir süreliğine silindi varlığım kendi içimde. bir an için sandım ki, yine bileklerimle öpüşeceğim. bir an için sandım ki bileklerimin varlığıyla sevişeceğim. bu sefer kolay olurdu. kendimi hiç bulmadığım bir halde yakaladım. daha önce hiç kaçmadığım şekilde kaçtım içimden ve kendimden. sarı ve yeşille iç içe girdik ve kaçmaya başlayan her yerlerimize baktık. lucy gitti önce, sonra el bileklerim, kulaklarımı gör...
söyleyecekler bitmemişti. heeey' diye durdurmanın arasında, fısıldadığın her şey, - bir dakika. cümleleri bitirmeme düşkünlüğümden dolan çocuklarla başbaşayız. öyle ki bir yere  gidip de oturmuş ve beklemiş gibi. o da gelmiş gibi. nereye ait olacağını bilecekmiş gibi, nereye ait olduğumu öğrenmek istemiyorum. başıboş öylesine savrulmanın hafifliği ve özgürlüğüyle beraber gelen şeylerin en başında rüzgar var. o rüzgarı sevebilmenin içerisinde kaldırımlar yatıyor. kaldırımlara yatmak yatıyor. derken kuyulara iniyoruz yeniden. kuyulardan suları içmek yerine dağıtıyoruz. dağıtmak da ne kelime. ne kelime? nereden çıkıyor bunlar söylesenize bana. bunca derli toplu hayatlar nereden çıkıyor. bunca körkütük sarhoşluk, bunca .... cümlelerin sonunu getirmek bileklerime bıçağı dayamak gibi. mantıklı cümleler kurmaktan ise hiç bahsetmeyeceğim. yo, hayır inmeyeceksin oraya, söylemeyeceksin, bitişlerin ve başlangıçların arasına yerleşmeyeceksin. yerleştirilmeyeceksin. sonsuzluğun arasında so...

'çin

konuları uzattıkça içinden çıkılamaz hale gelen şeylerden korkuyorum. bunlardan kaçıyorum. kaçtıklarımda ise kendimi bırakıyorum, bir yerlerinde, mutlaka, belki böyle boş konuşarak bir yerlere varırız diyordum, bilemiyorum, bilemedikten sonra bir şeyler yerlerinden oynuyor, düşünceleri ve hisleri ne kadar daha kelimelerle tarif etmeye çalışacağız, sığmıyor bazı şeyler, anlaşılmalı vakti geldiğinde, yüzün güzeldi,ellerin, kolların, bacakların, saçların, sen güzeldin,,,, güzel olmayan yanlarını sevebilirim diyecektim ki, kaçtığım şeyler aklıma geldi, içinden çıkamadığım her yerde kendimi tekrara gitme politikasındayım, neden güzel kokulu şeyler sürüp sürmediğinle ilgileneceğim, ilgilenmek için ilgileneceğim, ne demek istediğimi bilmediğim için, diyecek bir şeyim olmadığı için, seni unutmak istemediğim için, kim olduğunu bilmediğim için, var olup olmamanla bir derdim olmadığı için, bir sen yaratmak istediğim için, belki de delirdiğim için, belki de sevişmek için, belki de ...
bilinçsiz vazgeçişlerden kaynaklanan derin kuyuları hiç okudunuz mu siz. tipik bir gidiş, tipik bir acınası hayat, farkında olmadan. acıyı sıfıra indirgerken, yaşayamadığımız onca şeyi .... konuşmaları yarım bırakarak nereye varmaya çalıştığımı ben de bilmiyorum. belki günün birinde hayatı başka yerlerde ararız. belki....
geldiniz mi? bir şeylerden bahsedecektim, unuttuğum yerlerde kaldım. kitaplarımı, kelimelerimi, düşlerimi, gözlüklerimi ve düşüncelerimi yaktım. korktum. olmayan bir yerden olmayan şeyler çıkardım. üzüldüm. geldiniz demek. unuttuğum yerlerden bahsedeceğim. hayallerimizle oynuyorduk buralarda bir yerde. hayallerimiz oyuncaktı. onları parça yapmayı bilmiyorduk henüz. bilsek de bir anlam ifade etmeyecekti zaten. öksüz kalmış birer yalnızlığın içerisine hayalleri sıkıştırmıştık. hayaller yalnızlığı anlamalıydı, hayaller yalnızlık olmalıydı. baktığımız yerler bunu söylemişti. oysa diyebileceğimiz yerleri unutabilmek adına içtiğimiz şarapları hep kadehleriyle yere döktük. kadehleriyle yerde kaldılar. yerde kalınmamalıydı. istemeden yaptığımız şeyler, beceriksizliğimiz, insan olma adındaki beceriksizliğimizi nerelerde bulsak hep tek gözümüz ağlıyordu. sakın gitmeyin demek istemiştim ama hep gitmiştiniz. ne gariptir değil mi gerçekten, insan olmayı beceremezken daha, daha öğrenmeyi öğreneme...