Ana içeriğe atla
geldiniz mi? bir şeylerden bahsedecektim, unuttuğum yerlerde kaldım. kitaplarımı, kelimelerimi, düşlerimi, gözlüklerimi ve düşüncelerimi yaktım. korktum. olmayan bir yerden olmayan şeyler çıkardım. üzüldüm.
geldiniz demek. unuttuğum yerlerden bahsedeceğim.
hayallerimizle oynuyorduk buralarda bir yerde. hayallerimiz oyuncaktı. onları parça yapmayı bilmiyorduk henüz. bilsek de bir anlam ifade etmeyecekti zaten. öksüz kalmış birer yalnızlığın içerisine hayalleri sıkıştırmıştık. hayaller yalnızlığı anlamalıydı, hayaller yalnızlık olmalıydı. baktığımız yerler bunu söylemişti. oysa diyebileceğimiz yerleri unutabilmek adına içtiğimiz şarapları hep kadehleriyle yere döktük. kadehleriyle yerde kaldılar. yerde kalınmamalıydı.
istemeden yaptığımız şeyler, beceriksizliğimiz, insan olma adındaki beceriksizliğimizi nerelerde bulsak hep tek gözümüz ağlıyordu. sakın gitmeyin demek istemiştim ama hep gitmiştiniz. ne gariptir değil mi gerçekten, insan olmayı beceremezken daha, daha öğrenmeyi öğrenemezken, bir şeyler olmaya çabalıyoruz. ve bir şeyler becerdiğimizi sanıyoruz. en güzel öğretileri anlatamadan. anlayamadan daha. belki de anlayabileceklerimiz kendimizle kısıtlandığında hep bir şeyleri kaçırıyoruz. unutuyoruz. kızıyoruz. ve....
kimseyi unutmuyoruz. unutmuş gibi yaptıklarımızın yanında bunlar da neler ki düşündüğümüzden. kendime kızıyorum. kendime çok kızıyorum. öğrenmek adına girişmediğim her yere baktığımda vücuduma bir çentik atıyor ve kendimle hesaplaşmıyorum. kendime hesabını veremiyorum. bu hataları yan yana koyduğumuzda neden bir doğruyu bütünleştirmiyor ki. isterdim. bu sefer biraz hayalperest olmak isterdim.
kendini bulmaya yeltendiğin her yol üzerinde kaybettiğin parçaları ve bulduğun  yenileri kabullenmek elbette zaman alacaktı. mühim olan "o" parçayı düşürmemekti. ve bulmamak. "o" hep orada olmalıydı. lütfen, diyebilirim, lütfen.
ama lütfen siz bu lütfenleri unutun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

desensitization

            I am a bit confused in fact. They said   my translation skills of my emotions to words were advanced, however, when I write, my words do not feel quite enough. Confused. I want my headphones. Today, I am going to plant strawberries on my balcony. I am excited. It helps me to heal, to see them grow, to talk to them. My hands create new lives, and they are green. Whatever, I want to talk about something else today. My body perception. And you will think that it will be about my weight. Maybe some part, I am not sure yet. The flow will decide.             During my last therapy session, Ms. Özge said that it was my sleekest appearance after a long time. I answered, “Most of the time, looking pretty makes me feel too much”. Of course, we discussed it. And I am not going to write about it with "I said" - "she said". But here we go.     ...

15/16

I planned to do other things for this time of the day before I went to bed. Still, I am here. I cannot prevent the urge to write and obviously I cannot resist it. Some call it inspiration, I say toleration, the clarity of mind. If I cannot tolerate my feelings I cannot sit in front of this computer. I need my feelings to calm down, at least to be tolerateable. That is the reason I cease to write from time to time. I feel it without even attempting to write. When I think about the act of writing my stomach puckers up inside. I feel the nausea. The feelings punch me in the stomach. Always. Or maybe it was the residue of the countless attempts of suicides with medicines. Or it was, what was the left of Dünya. Anyway. So long I haven’t talked about the past of me. The origin of me. How I turned out to be like this. I went to İstanbul a couple of weeks ago, home- as mom would say. Something hit me hard during that visit about my sister. For the last couple of months, I was ...

4 nisan 20

Merhaba. Bugün onay meselesi kafamı kurcaladı yine. Regl olacağım bu arada, çok depresif gelirsem salın beni. Annemle heyecanla başladığım her telefon konuşması hayal kırıklığıyla son buluyor. Annemle dertleşmem gibi bir şey asla söz konusu değil. Annem benimle dertleşebiliyor ama ben annemle dertleşemiyorum. Ve her telefon konuşması benim kalbimin kırılmasıyla bitiyor. Hala beklentim var annemden demek ki. Hala annemden beklentilerimi bırakmamışım. Insan nasıl bırakabilir ki zaten. Her şeyi bırakabilir belki ama annesinden gelebilecek desteği beklemekten vazgeçemez gibi. Ama vazgeçmek zorundayım. Bir gün beni nasıl yalnız bıraktığını görebilsin isterdim ama annem öyle biri değil. Yani sadece öyle bir kapasitesi ve bilgisi yok. Ve geri kalan bütün bilgilere kendisini kapamış bir kadın. Suçlayamazsınız. Şu an güvenli bildiği bir alanda ve güvenli alanını bu saatten sonra bırakacak da değil. Herkese ve her şeye üzülmekten sinirlenmekten çok yoruluyorum bazen. Kendim de dahi...