söyleyecekler bitmemişti. heeey' diye durdurmanın arasında, fısıldadığın her şey, - bir dakika.
cümleleri bitirmeme düşkünlüğümden dolan çocuklarla başbaşayız. öyle ki bir yere gidip de oturmuş ve beklemiş gibi. o da gelmiş gibi.
nereye ait olacağını bilecekmiş gibi, nereye ait olduğumu öğrenmek istemiyorum. başıboş öylesine savrulmanın hafifliği ve özgürlüğüyle beraber gelen şeylerin en başında rüzgar var. o rüzgarı sevebilmenin içerisinde kaldırımlar yatıyor. kaldırımlara yatmak yatıyor. derken kuyulara iniyoruz yeniden. kuyulardan suları içmek yerine dağıtıyoruz. dağıtmak da ne kelime.
ne kelime? nereden çıkıyor bunlar söylesenize bana. bunca derli toplu hayatlar nereden çıkıyor. bunca körkütük sarhoşluk, bunca ....
cümlelerin sonunu getirmek bileklerime bıçağı dayamak gibi. mantıklı cümleler kurmaktan ise hiç bahsetmeyeceğim.
yo, hayır inmeyeceksin oraya, söylemeyeceksin, bitişlerin ve başlangıçların arasına yerleşmeyeceksin. yerleştirilmeyeceksin. sonsuzluğun arasında sona doğru giden bir gemi olacaksın.
tamam o zaman, bir şeyler anlatmamaya başlayabilirsin. teşekkür ederiiiiiim!
suların kayganlaştığı yerlerde bir şarkı söylüyoruz. sen yine kimsin bilmiyorum. var olup olmadığını da. bunun delilikle alakası yok. var olmayan şarkılar da söyleyebilirim. seni söyleyebilirim.
istersen oraya da giderim. istemezsen, şarkıları da yakarız.
komşuları da uyandırabiliriz ve diyebiliriz ki, nereye.
bundan daha keyifli bir durum olamazdı. bir bardak su, lütfen.
her şey gibi saçmaladığımız yerde bırakalım bunları da. yine de burada kalsın. ne demek istediğimi ben de bilmiyorum. ne dediğimi de. lütfen kalalım burada. ve lütfen bağışlayın beni. neyse bu bitsin istiyorum. neyse bu, bıraktığımız yerden silinsin istiyorum.
korkulardan çok korkmadıklarımızdan bahsetmek istiyorum, biraz da bunları öpmek istiyorum.
cümleleri bitirmeme düşkünlüğümden dolan çocuklarla başbaşayız. öyle ki bir yere gidip de oturmuş ve beklemiş gibi. o da gelmiş gibi.
nereye ait olacağını bilecekmiş gibi, nereye ait olduğumu öğrenmek istemiyorum. başıboş öylesine savrulmanın hafifliği ve özgürlüğüyle beraber gelen şeylerin en başında rüzgar var. o rüzgarı sevebilmenin içerisinde kaldırımlar yatıyor. kaldırımlara yatmak yatıyor. derken kuyulara iniyoruz yeniden. kuyulardan suları içmek yerine dağıtıyoruz. dağıtmak da ne kelime.
ne kelime? nereden çıkıyor bunlar söylesenize bana. bunca derli toplu hayatlar nereden çıkıyor. bunca körkütük sarhoşluk, bunca ....
cümlelerin sonunu getirmek bileklerime bıçağı dayamak gibi. mantıklı cümleler kurmaktan ise hiç bahsetmeyeceğim.
yo, hayır inmeyeceksin oraya, söylemeyeceksin, bitişlerin ve başlangıçların arasına yerleşmeyeceksin. yerleştirilmeyeceksin. sonsuzluğun arasında sona doğru giden bir gemi olacaksın.
tamam o zaman, bir şeyler anlatmamaya başlayabilirsin. teşekkür ederiiiiiim!
suların kayganlaştığı yerlerde bir şarkı söylüyoruz. sen yine kimsin bilmiyorum. var olup olmadığını da. bunun delilikle alakası yok. var olmayan şarkılar da söyleyebilirim. seni söyleyebilirim.
istersen oraya da giderim. istemezsen, şarkıları da yakarız.
komşuları da uyandırabiliriz ve diyebiliriz ki, nereye.
bundan daha keyifli bir durum olamazdı. bir bardak su, lütfen.
her şey gibi saçmaladığımız yerde bırakalım bunları da. yine de burada kalsın. ne demek istediğimi ben de bilmiyorum. ne dediğimi de. lütfen kalalım burada. ve lütfen bağışlayın beni. neyse bu bitsin istiyorum. neyse bu, bıraktığımız yerden silinsin istiyorum.
korkulardan çok korkmadıklarımızdan bahsetmek istiyorum, biraz da bunları öpmek istiyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder