Ana içeriğe atla
dedimki az önce, 6 sene öncesinin kış mevsiminin kokusu. bitmesini istemedim. yeniden yeniden dinledim. bitmesini istemedim yeniden yeniden dinliyorum.
"hold onto love that is what I do now that I've found you." demiş. nasıl da aklıma düşürdü ilk aşkımı. nasıl da aklıma düşürdü o düşüncelerden sıyrılamadığım kış aylarını, o küçücük kedi kokan butiği, o sigara ve nargile ve bira kokan karanlık barı.
hiç bitiremediğim kavgalarım vardı kendi içimde. bunun üstüne bir de gidip aşık olmuştum. hem de ilk aşkımdı. hayatımda hiç bu kadar masum olduğumu hatırlamıyorum. hiç o kadar masum olamadım.
o koku var burnumda. daha tam yerleşilememiş bir yatak ve bir masadan ibaret olan odamın da kokusu var. yerlerde oturup içtiğim sigaraların. mum yakıp yazdığım yazıların kokusu geldi şimdi.
o zamanlar nasıl da kimsenin beni anlayamadığından dem vururdum. bu kadar öfkeli, bu kadar nefret dolu olmamıştım hiç.
çok sakin bir çocuk olmuştum hep. o zamanlar çocukluğumun aksindeydim.
bir yanım yeni gitmişti o zamanlar. aslında hiç yoktu ama var sanmıştım ben hep oralarda bir yerlerde.
nereden geldi birden bilmiyorum. yine ellerim ve ayaklarım buz tutmuş, aynı odada otururken, aynı şarkıyı dinlerken, o zamanki hayallerimi düşünüyorum.
bir şeyleri değiştirecektim. mutlu olacaktım. kendim olacaktım. hiçbir şey hiçkimse beni kendim olmaktan alıkoyamayacaktı.
ve onu çok sevecektim. hayatım onun ellerinde geçecekti.
üstünden altı sene geçti işte. lise ikinci sınıftayken kurduğum hayallerin pek çoğuna sahibim. çok da büyük değildi hayallerim çünkü.
birden hatırlayıverdim işte.
bazı şarkılar eski bir dost gibi oluyor. bazı şarkıların kokuları oluyor. bazı şarkılar kış, bazıları kar, bazıları rüzgar kokuyor. bu şarkıda o senenin tüm kışı gibi kokuyor işte. kahküllerim gibi, siyah pantolonlarım gibi kokuyor.
küçük hayallerim ve büyük savaşlarım gibi kokuyor.
sürahilere doldurduğum gözyaşlarım gibi.
neyse ne güzel oldu seninle karşılaştığımız. eski bir dost gibi gerçekten ısıtıverdin içimi.
yenilmeye yeltendiğim şimdiki savaşlarımın içinde açıverdin birden.
hoşgeldin.
bir saksıda hediye edildin.




https://www.youtube.com/watch?v=RUmdWdEgHgk

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

desensitization

            I am a bit confused in fact. They said   my translation skills of my emotions to words were advanced, however, when I write, my words do not feel quite enough. Confused. I want my headphones. Today, I am going to plant strawberries on my balcony. I am excited. It helps me to heal, to see them grow, to talk to them. My hands create new lives, and they are green. Whatever, I want to talk about something else today. My body perception. And you will think that it will be about my weight. Maybe some part, I am not sure yet. The flow will decide.             During my last therapy session, Ms. Özge said that it was my sleekest appearance after a long time. I answered, “Most of the time, looking pretty makes me feel too much”. Of course, we discussed it. And I am not going to write about it with "I said" - "she said". But here we go.     ...

15/16

I planned to do other things for this time of the day before I went to bed. Still, I am here. I cannot prevent the urge to write and obviously I cannot resist it. Some call it inspiration, I say toleration, the clarity of mind. If I cannot tolerate my feelings I cannot sit in front of this computer. I need my feelings to calm down, at least to be tolerateable. That is the reason I cease to write from time to time. I feel it without even attempting to write. When I think about the act of writing my stomach puckers up inside. I feel the nausea. The feelings punch me in the stomach. Always. Or maybe it was the residue of the countless attempts of suicides with medicines. Or it was, what was the left of Dünya. Anyway. So long I haven’t talked about the past of me. The origin of me. How I turned out to be like this. I went to İstanbul a couple of weeks ago, home- as mom would say. Something hit me hard during that visit about my sister. For the last couple of months, I was ...

4 nisan 20

Merhaba. Bugün onay meselesi kafamı kurcaladı yine. Regl olacağım bu arada, çok depresif gelirsem salın beni. Annemle heyecanla başladığım her telefon konuşması hayal kırıklığıyla son buluyor. Annemle dertleşmem gibi bir şey asla söz konusu değil. Annem benimle dertleşebiliyor ama ben annemle dertleşemiyorum. Ve her telefon konuşması benim kalbimin kırılmasıyla bitiyor. Hala beklentim var annemden demek ki. Hala annemden beklentilerimi bırakmamışım. Insan nasıl bırakabilir ki zaten. Her şeyi bırakabilir belki ama annesinden gelebilecek desteği beklemekten vazgeçemez gibi. Ama vazgeçmek zorundayım. Bir gün beni nasıl yalnız bıraktığını görebilsin isterdim ama annem öyle biri değil. Yani sadece öyle bir kapasitesi ve bilgisi yok. Ve geri kalan bütün bilgilere kendisini kapamış bir kadın. Suçlayamazsınız. Şu an güvenli bildiği bir alanda ve güvenli alanını bu saatten sonra bırakacak da değil. Herkese ve her şeye üzülmekten sinirlenmekten çok yoruluyorum bazen. Kendim de dahi...