Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kasım, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

mıydıbu.

kaçmayın. kaçmayın diye bağırdı. zaten kaçacak bir yeri de yoktu. oysa dünden kalan sağırlığını bir kenara koymuş, gidebileceğim bütün lokasyonları da teker teker aklından silmişti. bir dünya yaratacaktık. bir dünyayı yok edecektik. her şey bunlarla başlamıştı. hayal kırıklığımıydıbu. yoksa bu grimsi hayatın bir getirisi miydi bilinmez ama, bazı yerlerde, hep bazı şeylerde, hep bazı yüzler kalıyordu. korkuyu boğan tavırlarla aşabilseydi eğer, eğer bu kadar genç olmasaydı, eğer seni sevseydi, eğer bir gündüz vakti sarılabilseydi. susmasaydı eğer, konuşabilseydi, durdurabilseydi ya da. şimdi her şeyin bittiği hiçbir şeyin başladığı yerdeydi. tanrı da hiçlikten gelmişti. kendi tanrısını yaratacaktı. tanrı hayattı. belki de düzenlemediği her şeydi.
wet dreams dinleyin bakalım. I know I shouldn't think about you But I do Cause this morning, I woke up wet Yes I do You and I doing bang bang bang In the back of your mother's car For hours we did the same same same Again in the other car Ohhh Oooohhh I know I shouldn't talk about you But I do I say "Oh my god, he's so fuckable" Yes, I do And you said that you love love love My ass, cause it's really big Softly kissed my bum bum bum Until you fell asleep Ohhh Oooohhh You say "Oh please come closer, whisper in my ear" And I do You say "Scream my name louder, tell me you love it" And I do And you move faster and faster Just like a sex machine And I scream louder and louder I LOVE YOUR DICK! And now when I look at you I'm red like a tomato I hardly articulate "Hello" And I'm so ashamed Cause every night every night I see you in my wet dream You are just like a porn star And I suck your cock like a whore I feel like a...
dinlemeyen ölsün. ne güzel kumlara uzanmıştık değil mi. kayganlardı onlarda. bir mantar kayganlığı değildi bu. şarkı şarkı şarkı. bazıları çok değişik oluyor. serbest çağrışım yaptığımız bir gündeyiz tekrar. tamam diyorum. sevmek istiyorum. sevecek kimseyi bulamıyorum. tamam diyorum sevmek istemiyorum. derken ağzıma sıçan bir aşkla karşılaşıyorum. nedenini sormak gibi bir niyetim yok. büyüdüğüm her adımda duuygularımla mantığım yer değiştiriyor. oysa güzellerdi işte. kimi anlatalıamayacak kadar güzeldi. kimi hala hayatta kalabilecek kadar yaşıyordu hala. geçmişi aradığın her gelecekte takılıp düşeceğini bile bile bunu yapan bir aysu var hala burada. bu kadar içselleştirdiğim için üzgün ve utanmış olmalıydım. ama hayatımı sonuna kadar yaşamayacak kadar da aptalım. 21 şimdi. çok kısa bi süre. bir 21 yıl daha yaşasam 42 yaşımda oluyorum ama 42 yaşımda hayatta olmak istemiyorum. bu denklemi nasıl çözeceğimizi bence siz bulun. yaşlanmaktan korkan ve aynı zamanda yaşamayı da bu kadar...
olsun. bir sabahın gecesinde bıraktığım yerdeki tüm beyaz sayfaları toparlayan bir halim var. buruşturduğum her sayfa bir kenarda atılmamayı bekliyor. böylesi günleri hep severdik. hiç sevemeyeceğimiz bir yerlerde. insanları anlamanın zorluğu içerisindeydik. hep öyleydi. ve hep öyle kalacaktı. bir mavinin kanadına takılmıştık da o mavi nerelere götürecekti. bir güzeldi. ikiyi muhteşem kılacaktık. ama üç berbattı. "soğukta büzüşmüş kocaman bir sik gibiyim!!" ruh halini özetleyen küçük bir dünyaydı. kelimeleri titreştiren asfaltlarda kayan kum taneleriydik. ve hiç kimse varlığını sorgulama çabası içine girmek istemiyordu. bir büyük rahatlama mevcut bulunan soğuk havalar artık dondurmuyordu. neden bilinmez ama hep aynı hayatlar farklı yerlerdeydiler. farklılıklardır yakınlaştıran insanları. demenin ötesinde bir şeyler yapmak isterdik elbet. ama amaları kaybettiğimiz de zamanlar da gelecekti. belki gerçekten bir dinozorun kanadına takılırdık. ve uçuruma çeyrek kal...
elini tuttu. el tutmak adettendi. bıraktığı şeyi yerine koymaya çalışmak ama bunu yaparken işin içine sıçmak gibi bir şeydi. haydi, ellerimi kes dedi. el kesmek güzel bir şeydi. kanların aktığını gören herkes bu büyük aşkın nasıl ortaya çıktığını merak ediyordu. el kesmek, adetler olmadan, dokunmadan da sevebilmek demekti. ve bu çok zor bir şeydi. nerede bıraktılar bu kadar şeyi dedi. bu kadar şey nerede kaldı. yoksa temizlemişler miydi. yanan yerleri kontrol etmek zorunda kalan her aklın bir tesadüfüydü bu. hislere akan her yol bir düşünce içermiyor muydu. susması gerekiyordu. susulacak az şey vardı. ve lütfen. takla atmalıyız artık. bu kadar sıradanlığın içinde yapabileceğimiz tek şey kaldı bu. aklınızı kaybedebileceğiniz duygular yaşamayın. orada hep durun. bekleyin beklemeseniz de kalın. ne bileyim. bazı duygular insanı delirtir. aklınızla uyuşamaz. hep kavga edersiniz. bitirir işte. ne bileyim merhaba.