Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
biraz içeriye girin. biraz daha lütfen. şimdi çıkıyorum ve yok oluyor tüm binalar. yok oluyor gerçek diye adlandırdığınız her şey. ve varoluyor. varoluyoruz. bu bir ruh meselesi değil. bu bir beden meselesi. bu bir araç. her araç işe yarar ama farklı alanlarda. kendinizle konuştuğunuz anlarda deli sanıyorsunuz ya kendinizi, en büyük kötülüğü yapıyorsunuz sayın insanlar. kendinle iletişime geçmekten daha güzel ne olabilir diye sormayın sakın kendinize. yoksa ayak bilekleriniz kesilir adını da lucy koyarsınız. lucy bu aralar beni pek anar oldu. ama tam o anda işte o yerde biriktirdiklerinizi okumaya başlarsanız, gözlerinizden yükselen buharı göremeyecek kadar sarhoş olunabileceğini fark edersiniz. ne yazık, ne yazık görüş alanımız kısıtlı ve sis almış başını gidiyor. dursana der gibi de bakmıyor ama baksa da zaten demez öyle şeyler. ve böyle şeyler hep insanların başına geliyor. dinozorlarınkine de gelebilirdi ama böyle olması daha sağlıklı. nereye kadar gidersiniz maleydi....
bir gün uyanırız ve söyleriz en içten olan şarkımızı. ama lütfen kimse duymasın, dinlemesin kimse. varoluşla yaşamak istemediğim olgular var oluyor kemiklerimde. ve kurtlar yemiyor. yemiyor tanrım. hayır.
birinden çıkan öbürüne gitmemeye devam ediyor. fırtınalar ve kuşaklar boyunca yağmaya devam edecek sağanaklar mevcut. belki insanın içindeki saçma bölgesel şeyler vardır. ve onlar ölünce bizim de ölmemiz mümkündür. belki onlar hep ölüdür ve biz de bu yüzden ölümlüyüzdür. sen şimdi ölümsüzlüğü bulabilecek gibi misin? hiç yaklaştın mı, bilmiyorum. ama ölümsüz olmak, tanrı olmak çok kötü değil mi? var olabilecek en kötü oluş. kıpkırmızı burnunla gelip konuşuyormuş gibi yapınca, öyle olmuyor bu işler bayım, başka işler bakın siz kendinize. ve madam, siz de gidip bir küçük kaplumbağa öpün belki kral çıkar da mirasa konarsınız. hem de koca bir krallık mirasına. öldürürsünüz. sonra yersiniz taşaklarını kocanızın. lezzetli olur aslında sizin için. neyse biz yerlerde sürünerek tanrıların artıkları arasında ıslanmayı sevenler olarak, salaklığımızı bir kere daha göz önünde tutuyorum.ve söylüyorum ki en sert yazım değil bu. lucy'e atfedilen her yazı bir az yazıdır. sonra dersin ki,...
"susturmaya çalıştığın her kelime için söyleyebiliriz ki,,,,, bıraktın, bıraktın evet başlangıcı, gölgesinde yürüyebilir miyiz minik meleklerin. çamur saplantısı olmuş küçük bedenlerimiz ve hayallerimiz. kurulu saatleri duymayacağız. uyumayacağız da. sahiplenilen sürüntülerde bir yaşam kırısıntısı işte bu. kabadayılıkla biraz da oluyor işte böyle. sanki nereye gittiğini anlatmak zorunluluğu gibi. ne yazık ki biz o kadar yok. " yaşanılan bir uçuşun kalıntısıydı bu kelimeler. devamı da gelebilirdi ama gelmedi.
bakın siz bilmiyorsunuz. küçük saksılarda hediye edin çiçeklerinizi. sevdiklerinize ölü şeyler hediye etmeyin. öleceğiz biz de böyle demeyin. sevgi yaşayan bir şey, içinde yaşam bulunduran bir şey. saksılarda hediye edin tohumunu ekip. böylece diyebilirsiniz ki, biz de bunun gibi yeşereceğiz, renkli bir hayatı savunacağız. öldükten sonra neler yapılacağını bilmeden. bizim cesetlerimiz de başka canlılara hediye ediliyor mu? al işte bak sana ölü insan topladım deniyor mu? hayır, hayır. inanmıyorum tanrılara da canlıların ölü hallerinin hediye edildiğini. ne kadar kızıyorlardır kim bilir. bir tanrıya verilebilecek de en güzel hediyedir toprakta kendine yer bulan bir tohum. ama siz işte inanmıyorsunuz. neden inanmıyorsunuz. neden inanç derken, masumiyeti, saflığı ve güzelliği gözardı edip, içinde her türlü insani kötü duyguları barındıran şeyler var ediyorsunuz. hiç mi acımıyorsunuz? neyse insanız işte. başka ne yapacaktık ya? kendi içimde çok çeliştiğim anların yanı sıra bir de h...
dünya! güzellikleri barındıran şeyler! güzel olanlar işte! bir takım mutluluklar! bir takım! söylenecekler söylendi mi? yeniden huzura kavuşabilir miyiz? olduğu yerden, olduğu kadarla yetinmek. bu cümleler hep yarım kalsın istedim. isteklerim ne de şeylerdi. olsun, şey olsunlar. kar şarkıları var. bu da onlardan biri. kar yağdı mı, kar yağmasını özledim mi açar açar dinlerim. " https://www.youtube.com/watch?v=4N3N1MlvVc4 " superman kadar adı yok. ama bir süper kahraman olarak hayatımıza işleyen film karakterlerinden biri değil de ne donnie darko? güzeldi böyle. böyle iyiydi işte. zaman geriye de sarılabilmeliydi. başarabilmeliydi insanlar gerçeküstü hayallerini. dünyanın bize sunduklarından fazlasını yapabilmeliydik belki de. böylesiyle yetinmek de ne kadar olur ki? bu düşüncelerin sonunu getiremiyorum fakat, iyi de olmuyor değil öylesine bitirmek.
dedimki az önce, 6 sene öncesinin kış mevsiminin kokusu. bitmesini istemedim. yeniden yeniden dinledim. bitmesini istemedim yeniden yeniden dinliyorum. "hold onto love that is what I do now that I've found you." demiş. nasıl da aklıma düşürdü ilk aşkımı. nasıl da aklıma düşürdü o düşüncelerden sıyrılamadığım kış aylarını, o küçücük kedi kokan butiği, o sigara ve nargile ve bira kokan karanlık barı. hiç bitiremediğim kavgalarım vardı kendi içimde. bunun üstüne bir de gidip aşık olmuştum. hem de ilk aşkımdı. hayatımda hiç bu kadar masum olduğumu hatırlamıyorum. hiç o kadar masum olamadım. o koku var burnumda. daha tam yerleşilememiş bir yatak ve bir masadan ibaret olan odamın da kokusu var. yerlerde oturup içtiğim sigaraların. mum yakıp yazdığım yazıların kokusu geldi şimdi. o zamanlar nasıl da kimsenin beni anlayamadığından dem vururdum. bu kadar öfkeli, bu kadar nefret dolu olmamıştım hiç. çok sakin bir çocuk olmuştum hep. o zamanlar çocukluğumun aksindeydim. bir ya...